6 Şubat 2023… Saatin kaç olduğu hâlâ önemli değil. Çünkü o sabah Türkiye aynı anda uyandı ve aynı anda sustu. Toprak değil sadece, güven duygusu çöktü. Evler değil sadece, yıllardır “bize bir şey olmaz” rehaveti yıkıldı.

Aradan üç yıl geçti. Takvim yaprakları değişti ama sorular hâlâ yerinde duruyor.
Kim sorumluydu?
Kim hesap verdi?
Kim gerçekten ders aldı?

Deprem bir doğa olayıydı. Ama felaketin adı ihmalkârlıktı.
Yan yana yıkılan binalar, yan yana duramayan vicdanları gösterdi bize. Bir bina ayakta kaldıysa bu “şans” değildi; kurala uymaktı. Yıkıldıysa kader hiç değildi; göz yummaktı.

Üç yıl sonra hâlâ konteynerde yaşayanlar var.
Üç yıl sonra hâlâ “yarın” denilen hayatına dönemeyen insanlar var.
Ve en acısı: Üç yıl sonra hâlâ aynı cümleyi duyuyoruz — “Gerekli dersler çıkarıldı.”

Gerçekten çıkarıldı mı?

Bugün yeni binalar yükseliyor olabilir. Ama mesele beton değil. Mesele zihniyet.
Ruhsatsız kat atan anlayış değişmedikçe, denetimi kağıt üstünde yapan sistem sorgulanmadıkça, deprem değil; biz tehdit olmaya devam ederiz kendimize.

6 Şubat sadece bir anma günü değildir.
6 Şubat bir utanç günüdür.
Bir yüzleşme günüdür.
Ve her yıl aynı soruyu sormamız gereken bir gündür:
“Bir sonraki depremde yine mi ağlayacağız, yoksa bu kez ayakta mı kalacağız?”

Kaybettiklerimizi rahmetle anmak yetmez.
Onlara borcumuz var.
Daha sağlam şehirler, daha dürüst yöneticiler, daha yüksek sesle konuşan bir toplum borcumuz var.

Unutmak kolaydır. Ama unutanlar, tekrar yaşar.

6 Şubat’ı unutmuyoruz.
Unutturmayacağız.
Çünkü bu ülke bir felaketi daha kaldıracak güce sahip değil.