Gözetleme kuleleri artık cezaevlerinde değil; cebimizde, ekranlarımızda ve verdiğimiz yıldızlı puanlarda.

Gözetlendiğimizi hissettiğimiz an, tavırlarımız değişir.

Bakışların üzerimizde olduğunu bildiğimizde adımlarımızı düzeltir, ses tonumuzu ayarlar ve toplumsal beklentilere uygun bir "rol" bürünürüz. Peki ya bizi kimin, ne zaman izlediğini tam olarak bilemiyorsak?

18. yüzyılda İngiliz filozof Jeremy Bentham, dairesel bir mimariye sahip ideal bir hapishane modeli tasarladı: Panoptikon.

Yapının tam merkezinde tek bir gözetleme kulesi bulunuyordu. Kulenin pencereleri karanlıktı; hücrelerdeki mahkûmlar gözetmenciyi göremiyor ama her an izlenebileceklerini biliyorlardı.

Fransız düşünür Michel Foucault ise bu mimariyi bir adım öteye taşıyarak modern toplumun tam da böyle işlediğini savundu.

Panoptikon'un en büyük gücü, gözetmenin fiziksel varlığına ihtiyaç duymamasıydı; insan, izlenme ihtimalinin yarattığı baskıyla kendi kendisinin gardiyanı haline geliyordu.

Bugün Panoptikon artık yüksek duvarlardan veya dairesel hapishane binalarından ibaret değil.

Panoptikon duvarları yıkıldı, dijital evrenin kılcal damarlarına sızdı. Üstelik artık kimse bizi zorla gözetlemiyor; bizler kendi gönüllülüğümüzle hayatlarımızın her anını merkeze yerleştirilmiş o görünmez kuleye sunuyoruz.

Bir yolculuk sonrası sürücüye verdiğimiz puanlar, sipariş tamamlandıktan sonra karşımıza çıkan yıldızlı değerlendirmeler, iş yerinde ekran süremizi takip eden yazılımlar veya sosyal medyada paylaşım yaparken "Acaba hakkımda ne düşünürler?" endişesiyle sildiğimiz cümleler...

Hepsi modern dünyanın Panoptikon yansımaları.

Sürekli bir inceleme, değerlendirilme ve puanlanma çemberi içindeyiz.

Bu durum, toplumsal bir düzen sağlasa da görünmeyen ama derinden hissedilen devasa bir maliyet çıkarıyor karşımıza: Otantikliğin, yani kendimiz olabilme yetisinin kaybı.

Eğer hareketlerimiz her an görünmez bir jüri tarafından puanlanıyorsa, ne kadar özgür hareket edebiliriz?

Kendi kararlarımızı mı uyguluyoruz, yoksa "ideal skor"u yakalamak için kurgulanmış bir senaryoyu mu oynuyoruz?

Görünmez incelemenin kuşattığı bu çağda belki de en radikal özgürleşme eylemi, her an izlendiğimiz hissini bir kenara bırakıp kendi doğal akışımıza dönebilmektir.

Çünkü insan, sadece hiç kimse bakmıyorken gerçekten kendisi olabilir.