Her yıl 24 Temmuz'da, Türk basın tarihi açısından önemli bir dönüm noktası yeniden hatırlanıyor. Basından Sansürün Kaldırılışı'nın 118. yıl dönümü, yalnızca gazetecilerin kutladığı mesleki bir gün değil; aynı zamanda toplumun haber alma hakkını, düşünce özgürlüğünü ve demokrasiyi yeniden düşünmesi gereken anlamlı bir tarihtir.

1908 yılında II. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte gazeteler, yayımlanmadan önce devlet memurlarının denetiminden geçirilme zorunluluğundan kurtuldu. O gün matbaalara gönderilen sansür memurları geri çevrildi ve gazeteler ilk kez kendi iradeleriyle baskıya girdi. İşte bu nedenle 24 Temmuz, "Basın Bayramı" olarak anılmaya başlandı.

Ancak aradan geçen 118 yılın ardından şu soruyu sormadan geçmek mümkün değil: Sansür gerçekten yalnızca tarihte mi kaldı?

Bugün gazetecilik çok farklı sınamalarla karşı karşıya. Dijital çağ, bilgiye ulaşmayı kolaylaştırırken doğru bilgiye ulaşmayı zorlaştırdı. Sosyal medyada saniyeler içinde yayılan doğrulanmamış içerikler, dezenformasyon ve manipülasyon, mesleğin omuzlarındaki sorumluluğu her zamankinden daha da ağırlaştırdı. Artık gazeteciler yalnızca haber yazmıyor; doğru ile yanlışı ayırmak için de büyük bir mücadele veriyor.

Öte yandan basın özgürlüğü yalnızca gazetecilerin sorunu değildir. Özgür basın, vatandaşın doğru bilgiye ulaşmasının güvencesidir. Gazetecinin sustuğu yerde toplum eksik bilgiyle yaşar. Soruların sorulmadığı, eleştirinin yapılamadığı, farklı görüşlerin dile getirilemediği bir ortamda kaybeden yalnızca medya değil, demokrasinin kendisi olur.

Elbette özgürlük, sınırsızlık anlamına gelmez. Gazetecilik; doğruluk, tarafsızlık, etik ilkeler ve kamu yararı sorumluluğunu da beraberinde taşır. Kalem ne kadar özgürse, o kalemi kullanan vicdan da o kadar güçlü olmalıdır. Haber, hız uğruna doğruluktan; ilgi uğruna gerçekten vazgeçmemelidir.

Yerel basın ise bu mücadelenin en önemli parçalarından biridir. Büyük şehirlerin gündemine taşınamayan sorunları görünür kılan, mahallesinin, ilçesinin, kentinin sesi olan yerel gazeteciler; çoğu zaman sınırlı imkânlarla kamu adına önemli bir görev üstleniyor. Bir belediye hizmetinden altyapı sorununa, bir okulun başarısından bir spor kulübünün mücadelesine kadar toplumun nabzını tutanlar yine yerel basındır. Bu nedenle yerel medyanın yaşaması, aslında yerel demokrasinin de yaşaması anlamına gelir.

24 Temmuz'un yıldönümünde kutlanması gereken yalnızca geçmişte kaldırılan sansür değildir. Aynı zamanda doğru habere sahip çıkan, meslek etiğinden ödün vermeyen, halkın haber alma hakkını her şeyin üzerinde tutan gazetecilik anlayışıdır.

Basın, toplumun aynasıdır. Aynayı kırarak gerçekler değişmez. Gerçekleri konuşabilen, sorgulayabilen ve yazabilen bir basın ise sadece gazetecilerin değil, hepimizin ortak güvencesidir.

Basından Sansürün Kaldırılışı'nın 118. yıl dönümünde; kalemini gerçeğin, vicdanın ve kamu yararının hizmetinde kullanan tüm basın emekçilerini saygıyla selamlıyor, özgür, bağımsız ve sorumlu gazeteciliğin daima var olmasını diliyorum.