İki kelimelik basit bir cümle: “Yanlış yaptım.” Söylemesi birkaç saniye sürüyor ama çoğumuz için belki de en zor cümlelerden biri. Tartışıyoruz, sesimizi yükseltiyoruz, karşımızdakini kırıyoruz, yanlış kararlar veriyoruz. Sonra gerçek bütün açıklığıyla önümüzde durmasına rağmen hatamızı kabul etmek yerine kendimizi savunacak yeni gerekçeler arıyoruz. Çünkü nedense haklı çıkmak, doğruyu bulmaktan daha önemli hale geldi.
Günlük hayatta bunun örneklerini sürekli görüyoruz. Trafikte hatalı hareket yapan sürücü özür dilemek yerine korna çalıyor. Tartışmada yanlış bilgi veren kişi “Evet, bilmiyormuşum” demek yerine konuyu değiştiriyor. İş yerinde yapılan bir hata ortaya çıktığında sorumluluk bir başkasına aktarılmaya çalışılıyor. İnsan ilişkilerinde kırıcı bir söz söylendiğinde ise gerçek bir özür yerine “Sen de şöyle yapmıştın” cümlesi geliyor. Yani hatayı kabul etmek yerine, karşımızdakinin hatalarını ortaya çıkararak kendi yanlışımızı küçültmeye çalışıyoruz.
Peki neden?
Çünkü hata yapmakla başarısız olmayı birbirine karıştırıyoruz. Bir konuda yanıldığımızı kabul ettiğimizde değerimizin azalacağını, karşımızdaki insanın gözünde güçsüz görüneceğimizi düşünüyoruz. Oysa bir insanın her konuda haklı olması mümkün değil. Hayat boyunca yanlış karar vermemek, kimseyi kırmamak, yanlış bilgiye inanmamak veya kötü bir tercih yapmamak insan doğasına aykırı. Buna rağmen kusursuz görünmek için büyük bir çaba harcıyoruz.
Sosyal medya bu durumu daha da görünür hale getirdi. Herkesin bir fikri var ve çoğu zaman bu fikirler kesin hükümler şeklinde ifade ediliyor. Bir olay hakkında birkaç dakika içinde karar veriyor, tarafımızı seçiyor ve yorumumuzu yapıyoruz. Daha sonra yeni bilgiler ortaya çıktığında bile geri adım atmak istemiyoruz. Çünkü “Yanılmışım” yazmak, ilk iddiamızı savunmaya devam etmekten daha zor geliyor. Böylece gerçeği aramak yerine kendi haklılığımızı korumaya çalışıyoruz.
Aslında tartışmalarımızın büyük bölümü de bu yüzden uzuyor. Bir noktadan sonra konu neyin doğru olduğu olmaktan çıkıyor, kimin kazanacağına dönüşüyor. Karşımızdakinin söylediğini anlamaya çalışmak yerine vereceğimiz cevabı düşünüyoruz. Haklı olduğumuzu kanıtlamak için sesimizi yükseltiyor, eski defterleri açıyor, konuyla ilgisi olmayan meseleleri bile tartışmanın içine çekiyoruz. Sonunda belki tartışmayı “kazanıyoruz” ama karşımızdaki insanı kaybediyoruz.
Özür dilemek konusunda da benzer bir problemimiz var. Gerçek bir özür, yapılan yanlışın sorumluluğunu almayı gerektirir. Fakat çoğu zaman “Kırıldıysan özür dilerim” gibi cümlelerle sorumluluğu bile karşımızdakine bırakıyoruz. Burada özür dilediğimiz şey kendi davranışımız değil, karşı tarafın kırılmış olması oluyor. Halbuki bazen sadece “Bunu söylememeliydim, yanlış yaptım” diyebilmek yeterlidir.
İş hayatında da hata kabul etmek çoğu zaman risk olarak görülüyor. İnsanlar yanlış yaptığını söylediğinde eleştirileceğini veya yetersiz görüleceğini düşündüğü için hatalarını saklamaya çalışabiliyor. Oysa hataların gizlendiği bir ortam gelişemez. Çünkü bir yanlışın neden olduğunu konuşmadan aynı hatanın tekrarını önlemek mümkün değildir. Sağlıklı bir çalışma kültürü, hiç hata yapılmayan değil; yapılan hatanın açıkça konuşulabildiği bir ortamdır.
Toplum olarak hata yapan insanlara yaklaşımımızı da sorgulamamız gerekiyor. Birisi çıkıp “Ben yanılmışım” dediğinde bunu olgunluk olarak görmek yerine bazen üzerine gitmeyi tercih ediyoruz. Eski sözlerini önüne koyuyor, alay ediyor, geri adım atmasını yenilgi gibi değerlendiriyoruz. Sonra da insanların neden yanlışlarını kabul etmediğini merak ediyoruz. Eğer fikir değiştirmeyi zayıflık, özür dilemeyi yenilgi olarak görürsek herkes doğal olarak kendi yanlışını sonuna kadar savunmaya çalışır.
Oysa düşüncesini değiştirebilmek insanın tutarsız olduğunu değil, yeni bilgiler karşısında kendisini yenileyebildiğini de gösterebilir. Dün bildiklerimizle bugün öğrendiklerimiz aynı olmayabilir. İnsan değişir, öğrenir ve bazen daha önce büyük bir güvenle savunduğu düşüncenin yanlış olduğunu fark eder. Bunda utanılacak bir şey yoktur.
Belki de çocukluktan itibaren “Hata yapma” demek yerine “Hata yaptığında sorumluluğunu al” demeyi öğretmemiz gerekiyor. Çünkü hata yapmayan insan yetiştiremeyiz. Ama hatasının arkasına saklanmayan, özür dileyebilen ve aynı yanlışı tekrar etmemeye çalışan insanlar yetiştirebiliriz.
“Bilmiyorum”, “Yanılmışım”, “Haklıymışsın” ve “Özür dilerim…”
Bunların hiçbiri insanı küçülten cümleler değil. Tam tersine söyleyebilmek ciddi bir özgüven gerektiriyor. Çünkü gerçekten güçlü insan, her tartışmayı kazanan değil; gerektiğinde kendi egosuna karşı kaybedebilen insandır.
Belki de artık haklı çıkmaya çalışmaktan biraz vazgeçip doğruyu bulmaya çalışmalıyız.
Çünkü yanlış yapmak insanidir.
Asıl yanlış, yanlış olduğunu bildiğimiz halde sırf gururumuz incinmesin diye onu savunmaya devam etmektir.