Hayat, çoğu zaman bize güçlü görünmeyi öğretir; güçlü olmayı değil.

Daha çocuk yaşlarda "Ağlama.", "Belli etme.", "Kimseye derdini gösterme." cümleleriyle büyürüz. Zamanla gözyaşlarımızı saklamayı, kırıldığımızda gülümsemeyi, içimiz paramparça olurken "İyiyim." demeyi öğreniriz. Çünkü toplumun gözünde güçlü insan, acısını göstermeyen insandır.

Oysa gerçekten öyle midir?

Bence güçlü görünmek ile güçlü olmak arasında ince değil, derin bir uçurum vardır.

Güçlü görünmeye çalışan insan, çoğu zaman başkalarının ne düşüneceğini hesap eder. Duruşunu, ses tonunu, kelimelerini buna göre şekillendirir. İçinde kopan fırtınaları gizlemek için yüzüne sahte bir sakinlik yerleştirir. Yorulur ama belli etmez. Kırılır ama söylemez. Yardıma ihtiyacı vardır ama istemez. Çünkü yardım istemeyi zayıflık sanır.

Gerçek güç ise bambaşka bir yerde başlar.

Gerçekten güçlü insan, korktuğunu kabul edebilir. Yanıldığını söyleyebilir. Özür dilemekten utanmaz. "Bunu bilmiyorum." demekten çekinmez. Gerektiğinde ağlar, gerektiğinde susar, gerektiğinde yeniden başlamayı göze alır. Çünkü onun gücü, başkalarının alkışından değil; kendi vicdanıyla kurduğu sağlam bağdan gelir.

İnsan bazen en güçlü hâlini, en kırıldığı anda keşfeder.

Hayatın insana yüklediği acılar, kayıplar ve hayal kırıklıkları herkesi değiştirir. Kimi sertleşir, kimi olgunlaşır. Aradaki fark, yaşanan acının büyüklüğünde değil; o acıyla kurulan ilişkidedir. Kırılmamak güç değildir. Kırıldıktan sonra yeniden ayağa kalkabilmek asıl güçtür.

Bugün sosyal medya çağında yaşıyoruz. Herkes mutlu, herkes başarılı, herkes özgüvenli görünmek istiyor. Kimse uykusuz gecelerini, korkularını, kaygılarını paylaşmıyor. Böyle olunca insanlar, başkalarının kusursuz hayatlarına bakıp kendi mücadelelerini eksiklik sanıyor.

Oysa hiçbir hayat, ekrandan göründüğü kadar kusursuz değildir.

Belki de en büyük cesaret, "Ben de zorlanıyorum." diyebilmektir.

Çünkü insan, duvarlarını yükselttikçe daha güçlü olmaz. Bazen tam tersine, o duvarların içinde yalnızlaşır. Güç, insanın etrafına ördüğü kalın duvarlarda değil; gerektiğinde o duvarları yıkabilecek cesarette saklıdır.

Hayatın sonunda insanlar bizi ne kadar güçlü göründüğümüzle değil, ne kadar sağlam karakter gösterdiğimizle hatırlayacak. Sert olmak, güçlü olmak değildir. Sessiz kalmak, sabırlı olmak değildir. Gülümsemek de her zaman mutlu olduğumuz anlamına gelmez.

Belki de gerçek güç, kendimiz olmaktan vazgeçmeden yaşamayı başarabilmektir.

Çünkü güçlü görünmek başkalarını etkiler.

Ama güçlü olmak, önce insanın kendi ruhunu iyileştirir.