Bir şehir önce gazetesini kaybeder, sonra hafızasını.
Çünkü yerel basın yalnızca günlük haber yayımlayan bir mecra değildir. O şehrin yaşayan arşividir. Bir mahallenin yıllardır çözülmeyen yol sorununu, çiftçinin tarlada verdiği mücadeleyi, küçük bir spor kulübünün kazandığı ilk kupayı, esnafın yaşadığı sıkıntıyı ve yöneticilerin halka verdiği sözleri kayda geçirir.
Ulusal basının birkaç dakikada geçip gittiği olaylar, yerel gazeteler için o kentin geleceğine bırakılan belgelerdir. Bugün sıradan görülen küçük bir haber, yıllar sonra şehrin sosyal, ekonomik ve siyasi geçmişini anlamak isteyenler için önemli bir kaynağa dönüşebilir.
Adana’nın hafızası yalnızca büyük olaylardan oluşmuyor. Seyhan’daki bir mahallenin su baskını, Ceyhan’daki çiftçinin ürün fiyatına tepkisi, Karaisalı’daki bir turnuva, Kozan’daki tarihi bir yapı veya amatör bir takımın başarısı da bu hafızanın parçasıdır. Bunları ulusal kanalların ya da İstanbul merkezli haber sitelerinin düzenli şekilde takip etmesini bekleyemeyiz.
Bu görevi yerel gazeteciler yapıyor.
Sabahın erken saatinde adliyeye giden, gece yarısı kaza yerine koşan, elektrik kesintisini mahalle mahalle duyuran, belediye meclisinde alınan kararları takip eden ve vatandaşın sesini yetkililere ulaştıran yine onlar. Üstelik bunu çoğu zaman sınırlı imkânlarla, düşük gelirlerle ve büyük bir mesleki sorumlulukla sürdürüyorlar.
Ancak yerel basın bugün ağır bir ekonomik baskı altında. Kâğıt, baskı, dağıtım, personel ve teknoloji maliyetleri artıyor. Reklam gelirleri azalırken dijital platformlardan elde edilen kazanç gazetelerin giderlerini karşılamaya yetmiyor. Haber üreten yerel medya kuruluşları emeğinin karşılığını alamazken sosyal medya hesapları bu haberleri birkaç saniye içinde kopyalayıp paylaşabiliyor.
Ortada garip bir düzen var: Haberi yapan aç kalıyor, haberi kopyalayan etkileşim kazanıyor.
Sosyal medya elbette önemlidir ancak yerel basının yerini tutamaz. Sosyal medyada bilgi hızla yayılır fakat aynı hızla kaybolur. Kaynağı belirsiz iddialar gerçeklerin önüne geçebilir. Algoritmalar hangi bilginin görüleceğine karar verirken şehrin gerçek sorunları birkaç eğlenceli görüntünün altında ezilebilir.
Yerel gazeteci ise o mahallenin geçmişini bilir. Aynı yolun kaç kez yapıldığını, aynı projenin kaç kez müjdelendiğini ve hangi sözlerin yerine getirilmediğini hatırlar. Bu nedenle yerel basın yalnızca haber veren değil, aynı zamanda yönetenleri denetleyen bir kamu görevi üstlenir.
Yerel basının kapanması, belediyelerin, kamu kurumlarının ve diğer güç odaklarının daha az denetlenmesi anlamına gelir. Gazetecinin olmadığı yerde söylenti büyür, gerçek küçülür. Soruların sorulmadığı bir şehirde hesap verme kültürü de zamanla ortadan kalkar.
Fakat yerel basını yaşatmak adına gazetecilik ilkelerinden vazgeçilmesi de kabul edilemez. Destek adı altında bağımlı hale getirilen bir gazete şehrin hafızasını değil, yalnızca kendisine verilen metinleri saklar. Yerel basının hem ekonomik olarak ayakta kalması hem de siyasi ve ticari baskılardan uzak çalışabilmesi gerekir.
Bu konuda yalnızca gazetecilere görev düşmüyor. Belediyeler ve kamu kurumları ilan dağıtımında adil ve şeffaf davranmalı, yerel işletmeler reklam verirken kendi şehirlerinin basın kuruluşlarını da desteklemeli, üniversiteler yerel gazete arşivlerinin dijitalleştirilmesine katkı sunmalıdır.
Vatandaşın da sorumluluğu var. Her gün ücretsiz haber okumaya alıştık ancak kaliteli gazeteciliğin bir maliyeti olduğunu unuttuk. İnsanlar yaşadıkları şehrin sorunlarının takip edilmesini istiyorsa yerel gazetelere abone olmalı, haberlerini kaynak göstererek paylaşmalı ve emeğe sahip çıkmalıdır.
Yerel basını kaybettikten sonra değerini anlamanın kimseye faydası olmayacak.
Çünkü bir yerel gazete kapandığında yalnızca bir iş yeri kapanmaz. Bir şehrin hafızasından sayfalar koparılır. Gelecekte birileri dönüp “Bu şehirde ne olmuştu?” diye sorduğunda verecek cevabımız azalır.
İşte asıl mesele budur:
Yerel basın kapanırsa şehrin hafızasını kim tutacak?