Yine ormanlar yanıyor. Yine gökyüzü kızıla, gündüzler geceye dönüyor. Alevlerin önünde kaçan hayvanları, evlerini terk eden köylüleri ve dumanın içinde canını ortaya koyan orman işçilerini izliyoruz.

Sonra aynı tartışma başlıyor: Kaç uçak vardı, kaç helikopter havalandı, yangına neden daha erken müdahale edilmedi?

Bunların hepsi sorulmalı. Fakat yalnızca yangın çıktıktan sonrasını konuşursak asıl meseleyi gözden kaçırırız. Çünkü orman yangınlarıyla mücadele, ilk alev görüldüğünde değil; aylar öncesinde başlar.

Orman Genel Müdürlüğünün açıklamasına göre 29 Temmuz–2 Ağustos arasında Türkiye genelinde 145’i ormanlık, 226’sı orman dışı alanda olmak üzere toplam 371 yangın çıktı. Beş günde 371 yangın… Hava araçları 7 bin 749 sorti yaptı, alevlerin üzerine 23 bin tonu aşkın su bırakıldı. Bu rakamlar ekiplerin olağanüstü mücadelesini gösteriyor. Aynı zamanda tehlikenin ulaştığı boyutu da ortaya koyuyor.

Ancak başarıyı yalnızca havaya kaldırılan uçak ve dökülen su miktarıyla ölçemeyiz. Yangın söndürmek zorunluluktur; yangını önlemek ise devlet aklıdır.

Orman Genel Müdürlüğünün 2025 faaliyet raporuna göre yangınların yüzde 89’u insan kaynaklıydı. Tarla ve bahçe temizliği, anız yakılması, çöplerin ateşe verilmesi, enerji nakil hatları, piknik ve çoban ateşleri bilinen nedenler arasında.

Bu durumda her yangının arkasına “aşırı sıcak” yazıp dosyayı kapatamayız.

Evet, iklim değişiyor. Sıcaklık yükseliyor, nem düşüyor, toprak ve bitki örtüsü daha kolay tutuşuyor. Kuvvetli rüzgâr küçük bir kıvılcımı dakikalar içinde felakete çevirebiliyor. Fakat sıcak hava tek başına eline kibriti alıp ormanı yakmıyor. Çoğu zaman ilk kıvılcımın arkasında dikkatsizlik, denetimsizlik veya bakım eksikliği bulunuyor.

Bizde yangın sırasında kahramanlık çok, yangından sonra hesap sorma azdır. Alevler söndüğünde kameralar gider, sorular soğumaya bırakılır. Birkaç ay sonra yanan alanlara fidan dikilir ve mesele kapanmış sayılır.

Oysa bir orman, yanmış toprağa birkaç fidan yerleştirmekle geri gelmez. Orman yalnızca ağaç değildir. İçindeki kuştur, böcektir, yabani hayvandır; toprağın suyu tutma gücü, köylünün geçim kaynağı ve gelecek kuşakların nefesidir. Onlarca yılda oluşan bir ekosistemi bir törenle geri getiremezsiniz.

Vatandaşın da sorumluluğu açık: Anız yakmayacak, izmarit atmayacak, yasaklı alanlarda ateş yakmayacak, gördüğü dumanı vakit kaybetmeden 112’ye bildirecek. Yangın bölgesine merak uğruna gidip müdahale yollarını kapatmayacak.

Fakat bütün sorumluluğu “duyarlı vatandaş” çağrısına yüklemek de kolaycılıktır. Kamu yönetiminin görevi yalnızca uyarmak değil; denetlemek, önlemek ve ihmali cezalandırmaktır.

Artık her yaz “yangın mevsimi başladı” demeyi bırakmalıyız. Mevsimler doğanın düzenidir; ihmal ise insanın tercihidir.

Bir ülkenin orman yangınlarıyla mücadelesindeki gerçek başarısı, kaç uçağının bulunduğuyla değil, kaç yangının daha başlamadan önlendiğiyle ölçülür.

Çünkü yanan ormanı yeniden yeşertmek mümkündür belki; fakat kaybedilen zamanı, canı ve güveni geri getirmek mümkün değildir.