Bir zamanlar gündemi insanlar belirlerdi.

Sabah gazeteler açılır, akşam televizyon haberleri izlenir, ertesi gün iş yerlerinde, kahvehanelerde, okul bahçelerinde aynı konular konuşulurdu. Bir haberin gündem olması için gerçekten önemli olması gerekirdi. Çünkü insanların dikkatini kazanmanın tek yolu, toplumun ortak vicdanına ya da ortak merakına dokunabilmekti.

Bugün ise bambaşka bir çağın içindeyiz.

Artık cebimizde taşıdığımız küçük ekranlar, sadece haberleri bize ulaştırmıyor; aynı zamanda hangi haberi göreceğimize de karar veriyor. Üstelik bunu çoğu zaman biz fark etmeden yapıyor.

Sosyal medyaya girdiğimizde, karşımıza çıkan içerikleri kendi seçimimiz sandığımız oluyor. Oysa ekranımıza düşen her video, her haber, her paylaşım görünmez bir sistemin süzgecinden geçerek önümüze geliyor. Algoritmalar ilgi alanlarımızı, izleme süremizi, beğenilerimizi, hatta hangi gönderide birkaç saniye fazla durduğumuzu bile kaydediyor. Sonra da bize, ilgimizi çekeceğini düşündüğü içerikleri sunuyor.

İşte tam da bu noktada önemli bir soru ortaya çıkıyor:

Biz gündemi mi takip ediyoruz, yoksa bize gösterilen gündemi mi yaşıyoruz?

Bir olayın milyonlarca kişi tarafından konuşuluyor olması, onun gerçekten en önemli mesele olduğu anlamına gelmeyebilir. Bazen bir dans videosu, saatler içinde ülke gündemine otururken; binlerce insanı ilgilendiren ekonomik bir gelişme ya da çevresel bir sorun aynı hızla görünmez hâle gelebiliyor. Çünkü algoritmalar çoğu zaman "önemli olanı" değil, "en çok etkileşim alanı" öne çıkarıyor.

Dikkatimizi çekenle dikkatimizi hak eden şey, artık aynı anlama gelmiyor.

Bu durum yalnızca haberciliği değil, düşünme biçimimizi de değiştiriyor. Bir konu birkaç saat boyunca sürekli karşımıza çıktığında onu çok büyük bir mesele sanıyoruz. Ardından yeni bir içerik geliyor ve dün konuştuğumuz şeyi neredeyse tamamen unutuyoruz. Olaylar hızla tüketiliyor, duygular hızla değişiyor, hafızamız ise her geçen gün biraz daha kısalıyor.

Belki de bu yüzden artık birçok insan haber okumuyor; haber akışının içinde sürükleniyor.

Eskiden gazetecilikte "Gündemi belirlemek" diye bir kavram vardı. Bugün ise çoğu zaman gündemi belirleyen şey, insanların neyi bilmeye ihtiyaç duyduğu değil; hangi içeriğin daha uzun süre ekranda tutulabildiği. Bu da doğal olarak duyguların, öfkenin, şaşkınlığın ve merakın daha kolay pazarlanabildiği bir düzen oluşturuyor.

Elbette algoritmalar tek başına suçlu değil. Çünkü onlar da bizim davranışlarımızdan öğreniyor. Ne izliyorsak onu çoğaltıyor, neye tepki veriyorsak onu büyütüyor. Bir anlamda ekranlarımız, sadece teknolojinin değil, alışkanlıklarımızın da aynasına dönüşüyor.

Belki de asıl mesele algoritmaların varlığı değil; onlara ne kadar teslim olduğumuzdur.

Bir haberi sadece çok konuşulduğu için önemli sanıyorsak, bir konuyu sadece önümüze çıktığı için tartışıyorsak ve düşüncelerimizi yalnızca karşımıza düşen içeriklerle şekillendiriyorsak, farkında olmadan seçim hakkımızın bir kısmını çoktan devretmiş olabiliriz.

Gerçek özgürlük, önümüze çıkan her şeyi tüketmek değil; neyi okuyacağımıza, neyi sorgulayacağımıza ve neye değer vereceğimize bilinçli şekilde karar verebilmektir.

Belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:

Acaba gündemi gerçekten biz mi takip ediyoruz, yoksa algoritmalar bizi kendi oluşturdukları gündemin peşinden mi sürüklüyor?