30 Ağustos, bu topraklarda yazılan en büyük direniş, inanç ve yeniden doğuş destanının adıdır. Bugün, Büyük Taarruz’un zaferle taçlandığı günün 104. yıl dönümünü büyük bir gurur ve coşkuyla idrak ederken; arkasında harap olmuş bir coğrafya, yorgun düşmüş bir halk ve tamamen tükenmiş imkanlar bırakarak kurulan o büyük cumhuriyetin ne denli ağır bedellerle kazanıldığını bir kez daha yüreğimizde derinlemesine hissediyoruz.

Tarihin sayfalarına altın harflerle yazılan bu büyük gün, sadece bir askeri başarıdan çok öte, bir milletin küllerinden yeniden doğuşunun hikayesidir.

Aslında 30 Ağustos’u sadece cephedeki bir başarı olarak okumak, onun omuzlarındaki tarihe ve ruhuna haksızlık olur. O gün Dumlupınar’da ezilen, yok sayılmak ve tarih sahnesinden silinmek istenen bir milletin "Ya istiklal ya ölüm" diyen sarsılmaz iradesi ayağa kalkmıştır. Cepheye mermi taşıyan anaların, çorapsız ayaklarıyla dağları aşan neferlerin, vatanın bağımsızlığından başka hiçbir şahsi ikbal gözetmeyen aydınların ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün askeri dehasının kusursuz birleştiği yerdir o zafer. Yokluktan ve imkansızlıklardan gerçeğin en acı ama en şerefli haliyle bir varoluş mücadelesi veren o büyük irade, emperyalizmin en koyu karanlığına karşı yakılmış sönmez bir meşaledir. Sadece topraklarımızı düşman çizmelerinden kurtarmakla kalmamış, aynı zamanda esareti reddeden tüm mazlum milletlere de ilham kaynağı olmuştur.

Aradan geçen 104 yıla rağmen, bu topraklarda yaşayan her bir bireyin o kavurucu Ağustos sıcaklığında Dumlupınar Ovası'na düşen adımlardan, o fedakarlıklardan öğreneceği ve çıkaracağı çok büyük dersler vardır. Bugün bizlere düşen en temel sorumluluk, o gün yazılan bu eşsiz destanı sadece takvim yapraklarında ve resmi törenlerle anmakla yetinmemek; onun ardındaki ortak akıl, liyakat, inanç, aydınlanma ve birlik olma ruhunu günümüzün karmaşık dünyasına taşımaktır. Çünkü çok iyi biliyoruz ki, korumak ve gelecek nesillere aktarmak zorunda olduğumuz en kıymetli miras, bu ülkenin bağımsızlığı, akılcı ve bilimsel yolu, laik yapısı ve özgürlük karakteridir. Karşılaştığımız her türlü iç ve dış zorlukta o günlerin azmini ve fedakârlığını rehber edinmek, bu vatanın bugününe ve yarınına olan en büyük borcumuzdur.

Yaşadığımız bu coğrafyanın kıymetini bilmek, geçmişte verilen mücadelenin büyüklüğünü anlamaktan geçer. Bugün rahat nefes alabildiğimiz her sokak, özgürce dalgalanan bayrağımız ve bağımsız yarınlarımız, o gün canını hiçe sayanların omuzları üzerinde yükselmektedir. Onların bıraktığı miras, sadece coğrafi sınırları değil, aynı zamanda çağdaş uygarlık seviyesini yakalama idealini de kapsamaktadır. Bu ideali yaşatmak, her bir vatandaşın ortak sorumluluğudur.

Tarihin en haklı, en onurlu ve en şerefli zaferlerinden birini bizlere armağan eden Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Büyük Komutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, kahraman silah arkadaşlarını, vatanın birliği için canını feda eden aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. 30 Ağustos Zafer Bayramı’mız kutlu olsun; bu meşale sonsuza dek parlamaya devam edecektir.