TÜİK’in 2025 yılı eğitim istatistiklerine baktığımda Adana adına sevindirici bir tabloyla karşılaştım. Ama aynı tablonun biraz aşağısına indiğimde sevincimin yerini ciddi bir soru işareti aldı.
Adana’da 374 bin 383 yükseköğretim mezunu var. Üstelik kentimiz bu rakamla Türkiye’de üniversite mezunu sayısının en fazla olduğu 7’nci il konumunda.
İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya ve Kocaeli’nin ardından Adana geliyor.
İlk bakışta gurur verici. Ancak aynı istatistik bize başka bir Adana’yı daha gösteriyor.
Bu kentte 55 bin 609 kişi hâlâ okuma yazma bilmiyor.
İşte üzerinde durmamız gereken asıl mesele burada başlıyor.
Aynı şehirde iki farklı eğitim gerçeği
Bir tarafta üniversite bitirmiş yüz binlerce insan…
Diğer tarafta kendi adını yazmakta, bir tabelayı okumakta, hastanede verilen belgeyi anlamakta, otobüs güzergâhını takip etmekte veya günlük hayatın en temel işlemlerini gerçekleştirmekte güçlük çekebilecek on binlerce insan…
Üstelik okuma yazma bilmeyen 55 bin 609 kişinin 45 bin 987’si kadın.
Yani yaklaşık her 10 kişiden 8’i kadın.
Bence üzerinde asıl düşünmemiz gereken rakamlardan biri de bu.
Çünkü eğitim yalnızca diploma sahibi olmak değildir. Eğitimde gerçek başarı, toplumun bir kesimini üniversite kapısından geçirirken diğer kesimini alfabenin dışında bırakmamakla mümkündür.
Adana’nın eğitim tablosunda bugün tam olarak böyle bir çelişkiyle karşı karşıyayız.
55 bin kişi sadece bir istatistik değil
Rakamları haberlerde çok kolay kullanıyoruz.
55 bin 609...
Yazıp geçmek birkaç saniye.
Fakat 55 bin 609 insanın her birinin ayrı bir hayatı olduğunu düşündüğümüzde meselenin büyüklüğü ortaya çıkıyor.
Bu insanlar yıllarca neden eğitim sisteminin dışında kaldı?
Kaçı ekonomik imkânsızlıklar nedeniyle okuyamadı?
Kaçı çocuk yaşta çalışmaya başladı?
Kaç kadın, dönemin toplumsal şartları nedeniyle okula gönderilmedi?
Ve bence bugün sormamız gereken en önemli soru şu:
Bu insanlara ulaşmak için ne yapıyoruz?
Okuma yazma bilmemenin 2026 Türkiye’sinde yalnızca geçmiş kuşaklardan kalan bir sorun olduğunu söyleyip geçemeyiz.
Çünkü artık hayatın neredeyse tamamı dijitalleşiyor.
Bankacılıktan hastane randevusuna, e-Devlet işlemlerinden belediye hizmetlerine kadar günlük yaşamın birçok alanında insanlardan yalnızca okuma yazma bilmeleri değil, dijital sistemleri de kullanmaları bekleniyor.
Dolayısıyla eğitimden uzak kalan insanlarla toplumun geri kalanı arasındaki mesafe giderek büyüyor.
Kadınların rakamı bize başka bir şey söylüyor
Benim dikkatimi en fazla çeken nokta ise okuma yazma bilmeyen kadınların sayısı oldu.
45 bin 987 kadın... Bu sayı yalnızca bugünün eğitim sorununu anlatmıyor. Aslında geçmiş yılların toplumsal yapısının da fotoğrafını çekiyor.
Bir dönem “Kız çocuğu okuyup da ne olacak?” anlayışıyla okuldan uzak tutulan kız çocuklarının bir bölümü bugün yetişkin veya yaşlı kadınlar olarak hayatlarını sürdürüyor.
Zaman değişti.
Toplum değişti.
Ama geçmişte yapılan yanlışların izleri istatistiklerde yaşamaya devam ediyor.
Bu nedenle bugün bir kız çocuğunun eğitimden kopmasına göz yummak, yalnızca bugünü değil, bundan 30-40 yıl sonrasının istatistiklerini de belirlemek anlamına geliyor.
Üniversite mezunu çok, peki iş bulabiliyorlar mı?
Meselenin bir de diğer tarafı var.
Adana’da 374 bin 383 yükseköğretim mezununun bulunması önemli bir insan kaynağı demek.
Peki bu insanların ne kadarı eğitimini aldığı alanda çalışıyor?
Ne kadarı Adana’da kalıyor?
Ne kadarı iş bulamadığı için başka şehirlere gidiyor?
Ne kadarı üniversite diplomasına rağmen mesleğiyle ilgisi olmayan işlerde çalışmak zorunda kalıyor?
Bence bundan sonraki tartışmamız tam olarak bu olmalı.
Çünkü bir şehrin başarısını yalnızca kaç üniversite mezunu yetiştirdiğiyle ölçemeyiz. O insanların bilgi ve yeteneklerinden ne kadar yararlanabildiğine de bakmak zorundayız.
Diplomalı genç yetiştirip onları başka şehirlere gönderen bir kent, aslında kendi yetiştirdiği insan sermayesini kaybediyor demektir.
Rakamların arkasındaki Adana’yı görelim
TÜİK’in açıkladığı tabloya yalnızca “Adana üniversite mezunu sayısında Türkiye 7’ncisi” diyerek bakarsak hikâyenin yarısını görürüz.
Diğer yarısında 55 bin 609 insan var.
216 bin 729 kişi ise okuma yazma bildiği halde herhangi bir okul bitirmemiş.
Dolayısıyla önümüzde hem gurur duyacağımız hem de üzerinde ciddi biçimde çalışmamız gereken bir tablo bulunuyor.
374 bin üniversite mezunuyla övünelim.
Elbette övünelim.
Ama 55 bin 609 kişiyi de unutmayalım.
Çünkü eğitimde gerçek başarı, en yüksek diplomaya ulaşanlarla değil, geride kimseyi bırakıp bırakmadığımızla ölçülür.
Ve Adana’nın eğitim karnesi bize açıkça söylüyor:
Başarılı olduğumuz çok şey var ama daha yapacak çok işimiz de var.