Antik Mısır’ın yeraltı dünyası Duat’ın kapılarında duran Anubis, elinde değişmez bir terazi tutardı. Bir kefeye adalet ve hakikatin tanrıçası Ma'at’ın bembeyaz tüyü, diğer kefeye ise ölen kişinin kalbi, yani Ib konurdu. Mısırlılar için kalp; düşüncelerin, eylemlerin ve vicdanın mahzeniydi. Eğer kalp o tüyden ağır çıkarsa, çürümek ve yok olmak kaçınılmazdı. Ruhu hafif olanlar ise sonsuzluğa adım atardı.
Bugün Antik Mısır’ın o puslu mabedinden binlerce yıl uzaktayız; ancak kurduğumuz modern dünyada vicdanın kefesi her zamankinden daha ağır basıyor.
Günün ilk ışıklarıyla birlikte başlayan amansız bir "haklı çıkma" mücadelesi içindeyiz. Herkes kendi hikayesinin mağduru, kendi mahkemesinin hakimi.
Hatalarımızı kabullenmek, kusurlarımızla yüzleşmek yerine; bahanelerin, savunma mekanizmalarının ve dijital vitrinlerin arkasına saklanmayı seçiyoruz.
Kendimizi aklamak için ürettiğimiz her gerekçe, özenle inşa ettiğimiz her ego duvarı, kalbimize sessizce bir gram daha ağırlık ekliyor.
Oysa Anubis’in terazisindeki incelik tam olarak burada gizliydi: Terazi, kaç kişiyi ikna ettiğinizi ya da ne kadar güçlü durduğunuzu tartmıyordu.
Sadece ve sadece eylemlerinizin ardındaki niyetin, yani vicdanın kendi ağırlığını ölçüyordu.
Günümüz insanı başkalarını kandırmayı, hatta kendini haklı olduğuna inandırmayı başarabiliyor.
Fakat gün bittiğinde, ışıklar kapandığında insanın kendi içindeki o sessiz adalet meydanıyla baş başa kalması kaçınılmaz.
Küçük hırslar, söylenmemiş özürler, bile bile kırılan kalpler ve haksız kazanımlar...
Hepsi birleşip kalbi o tüyden katbekat ağır bir yüke dönüştürüyor.
Ağırlaşan kalplerle hafif bir hayat sürmek mümkün değil.
Belki de modern zamanların en büyük cesareti; haklı çıkma hırsını bir kenara bırakıp vicdanı o tüy kadar hafif tutabilmekte yatıyor.
Peki siz bugün akşam kafanızı yastığa koyduğunuzda, içinizdeki o görünmez kefede kalbiniz mi ağır basacak, yoksa Ma'at’ın tüyü mü?