Troya’nın çöküşünden hemen önce, kentin surları üzerinde yankılanan yalnız bir ses vardı. Apollon’un kehanet yeteneğiyle ödüllendirdiği ama aşkına karşılık vermediği için “söylediği hiçbir gerçeğe inanılmama” lanetiyle cezalandırdığı Cassandra…
Troya Atı içeri alınırken, kentin ateşe verileceğini bağırarak haykıran da oydu; tahta atın karnındaki kılıç seslerini duyan da.
Fakat ne kral ne de halk ona inandı.
Troya yandı, Cassandra ise hakikatin yükü altında ezilen ilk trajik figür olarak tarihe kazındı.
Bugün, tarihin hiç görmediği kadar çok bilgi ürettiğimiz, parmaklarımızın ucuyla her tür veriye ulaştığımız bir “bilgi çağında” yaşıyoruz.
Ancak dönüp baktığımızda, çağımızın da kendi Cassandra’ları ile dolu olduğunu görmek zor değil.
Bilim insanları iklim krizinin getireceği felaketleri verilerle, haritalarla ortaya koyarken; konunun uzmanları yapay zekanın kontrolsüz gelişimine ya da derinleşen ekonomik krizlere dair uyarılar yaparken, toplumların ve yönetenlerin verdiği tepki çoğu zaman aynı:
Sessizlik, küçümseme veya bilinçli bir kulak tıkama.
Burada karşımıza Sokrates’in o zamansız tespiti çıkıyor. Sokrates, cehaletin sadece “bilmemek” olmadığını;
aksine yanlış bildiğini gerçek sanma ve buna körü körüne tutunma hali olduğunu söyler.
Günümüzün dezenformasyon çağında cehalet, bilginin yokluğuyla değil, gürültünün çokluğuyla besleniyor.
Hakikat, yankı odalarında, algı operasyonlarında ve sosyal medyanın ilgi arsızı algoritmalarında boğuluyor.
Doğru bilgi artik en sıkıcı, en istenmeyen şey haline geldi; çünkü hakikat sorumluluk getirir, konforu bozar ve insanı eyleme zorlar.
Oysa yalan ya da umursamazlık; tatlı bir uyku vaat eder.
Cassandra’nın trajedisi, geleceği görmesi değildi.
Onun asıl trajedisi, yıkımın yaklaştığını saniye saniye izleyip de kimseyi harekete geçirememenin çaresizliğiydi.
Bugün hakikati dile getirenler için de en büyük işkence tam olarak bu.
Gerçeği söylemek cesaret ister, evet; fakat doğruyu bilip de dinletememek, kalabalıklar içinde çığlığının kendi boğazında düğümlendiğini hissetmek çok daha ağır bir varoluşsal yük.
Mitoloji bize Cassandra’nın sonunu anlatır ama Troya halkının cezasını da gizlemez: Kulak tıkayanlar, kaçındıkları hakikatin altında kaldılar.
Bugünün dünyasında da soru değişmedi: Gerçeği haykıranları "felaket tellalı" ilan edip tahta atları içeri almaya devam mı edeceğiz, yoksa Cassandra’nın çığlığındaki kulak tıkadığımız o hakikatle yüzleşecek miyiz?
Çünkü tarih, uyarıları görmezden gelenlerin trajedileriyle yazılır.