“Kaç aldın?” Okuldan eve gelen bir çocuğa yönelttiğimiz ilk soru çoğu zaman bu oluyor. Daha çantasını bırakmadan, gününün nasıl geçtiğini anlatamadan bir sayı bekliyoruz ondan. Sonra ikinci soru geliyor: “Sınıfta en yüksek notu kim aldı?”
Farkında olmadan yalnızca başarısını değil, başkalarının arasındaki yerini de sorguluyoruz.
Oysa belki o gün bir arkadaşıyla küsmüş, derste söz almaya çekinmiş ya da teneffüste çok eğlenmiş. Anlatacakları var. Biz notunu sorunca o da gününün geri kalanını önemsiz sanıp susabiliyor.
Elbette her anne baba çocuğunun iyi bir eğitim almasını, gelecekte rahat etmesini ister. Hayatın güçlüklerini bilen yetişkinler olarak onlara daha sağlam bir yol hazırlamaya çalışıyoruz. Ancak bazen bu kaygıyla çocuğun bütün zamanını dolduruyoruz.
Okul bitiyor, kurs başlıyor. Kurs bitiyor, ödev bekliyor. Hafta sonuna da bir deneme sınavı, yabancı dil dersi veya spor etkinliği yerleştiriyoruz. Kâğıt üzerinde çok güzel görünen programın içinde çocuğun kendi başına karar vereceği bir öğleden sonra kalmıyor.
Üstelik oyun bile zaman zaman bir başarı beklentisine dönüşüyor. Yüzmeye gidiyorsa madalya alsın, piyano çalıyorsa sahneye çıksın, futbol oynuyorsa takıma seçilsin istiyoruz. Bir şeyi yalnızca sevdiği için yapmasına ne kadar izin veriyoruz?
Burada kendimize karşı dürüst olmamız gerekiyor: Çocuğumuzun isteğini mi dinliyoruz, kendi içimizde yarım kalmış bir hayali mi tamamlamaya çalışıyoruz?
Bizim okuyamadığımız bölümü onun okumasını, öğrenemediğimiz dili onun öğrenmesini istemek anlaşılabilir. Fakat bizim geçmişimizde eksik kalan her şey, onun geleceğinde tamamlanmak zorunda değil. Kendine ait merakları, yetenekleri ve sınırları var.
Bir de kıyaslama meselesi var. “Bak, arkadaşın yapmış” cümlesini teşvik etmek için kurabiliyoruz. Oysa çocuk bunu “Benim yaptığım yetmiyor” diye duyabilir. Sürekli bir başkasına yetişmeye çalışırken kendi ilerlemesini göremeyebilir.
Sorumluluk almayı, çalışmayı ve başladığı işi sürdürmeyi öğrenmesi elbette önemli. Bunun için zorlandığında yanında durmamıza, gerektiğinde yol göstermemize ihtiyacı var. Her hatasında hayal kırıklığımızla karşılaşmasına değil.
Düşük bir notun ardından önce nerede zorlandığını sorabiliriz. Gitmek istemediği kursun nedenini dinleyebiliriz. Bir akşamı programsız bırakıp ne yapmak istediğine bakabiliriz. Belki de uzun zamandır bize söylemeye çalıştığı bir şeyi o zaman duyacağız.
Çocuklarımızın geleceğini düşünürken bugünlerini de hesaba katmalıyız. Arkadaşlarıyla geçirdikleri zamanın, oyun kurmanın, bir şey deneyip vazgeçmenin de büyümekte payı var.
Bu akşam eve geldiğinde yine konuşalım onunla. Ama ilk sorumuz biraz değişsin:
“Bugün seni ne mutlu etti?”
Cevabını da bir sonraki soruyu hazırlamadan dinleyelim.