Bir ürünün son kullanma tarihi geçebilir. Rafta unutulabilir, depoda gözden kaçabilir. Ancak insan sağlığına duyulan sorumluluğun, esnaf ahlakının ve vicdanın son kullanma tarihi olmaz.
Adana’da son kullanma tarihi geçmiş ürün sattığı belirlenen bir zincir market şubesinin mühürlenmesi, üzerinde durulması gereken ciddi bir meseledir. Çünkü burada söz konusu olan yalnızca birkaç paket ürün değildir. O paketlerin içinde bir çocuğun sağlığı, bir annenin güveni ve bir ailenin sofrası vardır.
İnsanlar bugün pazara, markete girerken fiyatları defalarca kontrol ediyor. Etiketler arasında hesap yapıyor, ihtiyaçlarını azaltıyor, bazı ürünleri almaktan vazgeçiyor. Dar gelirli vatandaş, indirimli bir ürün gördüğünde doğal olarak ona yöneliyor. Fakat ekonomik sıkıntı içindeki insanlara tarihi geçmiş ürün satmak, ticari bir hata olarak geçiştirilemez. Bu durum, vatandaşın çaresizliğini fırsata çevirmektir.
Hiçbir kazanç insan sağlığından değerli değildir.
Market rafındaki her ürünün kontrol edilmesi işletmenin sorumluluğundadır. “Gözden kaçmış”, “personel fark etmemiş” ya da “yoğunluktan kontrol edilememiş” gibi gerekçeler kabul edilemez. Bir işletme sattığı ürünün fiyatını günü gününe değiştirebiliyorsa son kullanma tarihini de günü gününe kontrol edebilir. Kasada fiyat güncellemesini unutmayanların raftaki ürünün tarihini unutması pek inandırıcı değildir.
Üstelik tarihi geçmiş ürün meselesi yalnızca mide bulantısı veya kısa süreli bir rahatsızlıkla sınırlı görülmemelidir. Bozulmuş gıdalar özellikle çocuklar, yaşlılar, hamileler ve kronik hastalığı bulunan kişiler açısından ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Birkaç liralık kazanç uğruna insanların sağlığıyla oynamanın hiçbir bahanesi olamaz.
Burada denetimlerin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Yapılan kontroller ve uygulanan yaptırımlar elbette değerlidir. Ancak denetimler yalnızca şikâyet geldiğinde ya da yaşanan bir olay kamuoyuna yansıdığında yapılmamalıdır. Marketler, bakkallar, fırınlar, kasaplar ve toplu tüketim yerleri düzenli olarak kontrol edilmelidir. Denetimin ne zaman yapılacağı bilinmemeli, verilen cezalar da caydırıcı olmalıdır.
Çünkü bazı işletmeler için küçük bir para cezası, ne yazık ki iş yapma maliyetinden başka bir anlam taşımıyor. Vatandaşın sağlığını tehlikeye atanlara uygulanacak yaptırım, aynı davranışın yeniden yapılmasını engelleyecek kadar ağır olmalıdır.
Elbette tüketicilere de görev düşüyor. Alışveriş yaparken yalnızca fiyat etiketine değil, ürünün son kullanma tarihine ve ambalajına da bakmalıyız. Şüpheli bir ürünle karşılaştığımızda “Bana ne” diyerek geçmemeli, ilgili kurumlara bildirmeliyiz. Çünkü bizim rafta bırakıp geçtiğimiz o ürünü, birkaç dakika sonra başka bir aile satın alabilir.
Fakat asıl sorumluluğu vatandaşın omuzlarına yüklemek de doğru değildir. İnsanlar alışverişe denetmen gibi gitmek zorunda kalmamalıdır. Bir marketin kapısından içeri giren herkes, raftaki ürünlerin güvenilir olduğuna inanabilmelidir. Ticaretin temelinde yalnızca para değil, güven de vardır. Güven bir kez kaybolduğunda onu yeniden kazanmak kolay değildir.
Gıda satmak, sıradan bir ticaret değildir. İnsanların sofrasına, çocukların beslenme çantasına ve hastaların evine ürün göndermek büyük bir sorumluluktur. Bu sorumluluğu taşımayanların o rafların arkasında işi olmamalıdır.
Unutmayalım; ürünlerin üzerinde son kullanma tarihi yazar. Fakat dürüstlüğün, ahlakın ve vicdanın üzerinde herhangi bir tarih bulunmaz.
Onların süresi doluyorsa asıl tehlike raftaki ürünlerde değil, toplumun kendisindedir.