Her yaz aynı acı manzarayla karşılaşıyoruz. Gökyüzünü kaplayan duman, alevlerin arasında kalan canlılar, evlerini terk etmek zorunda kalan insanlar ve günlerce süren söndürme çalışmaları…

Orman yangınları birkaç gün konuşuluyor, sonra dumanla birlikte gündemden dağılıp gidiyor. Oysa yanan yalnızca ağaçlar değil; geleceğimiz, su kaynaklarımız, toprağımız ve çocuklarımıza bırakacağımız mirastır.

Bir ormanın oluşması onlarca yıl sürerken yok olması için birkaç saat yetiyor. Yanan alanlara sadece kaybedilen ağaç sayısı üzerinden bakmak da büyük bir yanılgıdır. Orman; kuşların yuvası, yaban hayvanlarının yaşam alanı, toprağın koruyucusu ve su döngüsünün vazgeçilmez parçasıdır. Alevler söndürüldüğünde tehlike tamamen ortadan kalkmaz. Erozyon, kuraklık, habitat kaybı ve bozulan ekolojik denge yıllarca devam eder.

Yangınların önemli bir bölümü insan ihmaliyle çıkıyor. Söndürülmeden bırakılan piknik ateşi, yol kenarına atılan sigara izmariti, anız yakılması, elektrik hatlarındaki sorunlar veya dikkatsizce yapılan çalışmalar büyük felaketlere dönüşebiliyor. Bir kişinin birkaç saniyelik dikkatsizliği, binlerce canlının yaşamını ve yılların emeğini yok edebiliyor.

Elbette yangın çıktıktan sonra yapılan kahramanca mücadele çok değerlidir. Orman işçileri, itfaiye ekipleri, güvenlik güçleri, gönüllüler ve vatandaşlar çoğu zaman canlarını ortaya koyarak alevlerle savaşıyor. Ancak asıl başarı, yangını büyümeden söndürmekten de önce onun çıkmasını engelleyebilmektir.

Bunun için riskli bölgelerde denetimler artırılmalı, orman içindeki yollar ve yangın emniyet şeritleri sürekli açık tutulmalı, su kaynakları hazır bulundurulmalı ve yerleşim alanlarında düzenli tatbikatlar yapılmalıdır. Teknolojiden daha fazla yararlanılmalı; gözetleme sistemleri, kameralar ve erken uyarı araçları yaygınlaştırılmalıdır. Yangına müdahale edecek ekiplerin sayısı kadar, eğitimi ve doğru noktalarda konuşlandırılması da önemlidir.

Vatandaşa da büyük sorumluluk düşüyor. Sıcak ve rüzgârlı günlerde ormanlık alanlarda ateş yakmamak, cam şişe ve yanıcı madde bırakmamak, şüpheli bir duman görüldüğünde vakit kaybetmeden yetkililere haber vermek zorundayız. “Benden bir şey olmaz” anlayışı, orman yangınlarının en tehlikeli yakıtlarından biridir.

Yangın sonrasında yapılacak çalışmalar da bilimsel esaslara dayanmalıdır. Her yanan bölgeye hemen fidan dikmek doğru çözüm olmayabilir. Bazı alanlar doğal yollarla kendini yenileyebilir. Bu nedenle toprağın yapısı, bölgenin iklimi ve doğal bitki örtüsü dikkate alınmalı; kararlar uzmanlar tarafından verilmelidir. Ayrıca yanan orman alanlarının başka amaçlarla kullanılmayacağı konusunda toplumun zihninde en küçük bir kuşku bırakılmamalıdır.

Ormanları korumak yalnızca devlet kurumlarının veya yangın söndürme ekiplerinin görevi değildir. Bu, hepimizin ortak sorumluluğudur. Çünkü ormanlar bize ait geçici mülkler değil, gelecek kuşaklardan aldığımız emanettir.

Alevler yükseldiğinde üzülmek kolaydır. Asıl mesele, duman görünmeden harekete geçebilmektir. Orman yangınları kader değildir. İhmal kader hiç değildir.