29 Ekim sabahı bir evin penceresine asılan bayrakta, okul töreninde heyecanla şiir okuyan bir çocuğun sesinde, yıllardır aynı gururla söylenen marşlarda ortak bir duygumuz var: Bu ülkeye ait olmak ve geleceğinde söz sahibi olduğumuzu bilmek.
Cumhuriyet’in 103’üncü yılını kutlarken, o duygunun değerini yeniden düşünüyorum. Bizi bir arada tutan bağların, ortak hatıralarımızın ve geleceğe ilişkin umutlarımızın ne kadar kıymetli olduğunu…
29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet, bağımsızlık mücadelesinin ardından milletin kendi geleceğini belirleme iradesini devletin temeline yerleştirdi. Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde atılan bu adım, savaşlardan yorulmuş bir toplumun yeniden ayağa kalkma kararlılığını taşıyordu.
Bugün o yıllara dönüp baktığımızda, verilen mücadelenin büyüklüğünü anlamaya çalışmak bile insana sorumluluk yüklüyor. Çünkü artık tarih kitaplarında birkaç sayfaya sığan olayların ardında, hayatından vazgeçen insanların, yoksulluğa katlanan ailelerin, elindeki son imkânı memleketi için seferber eden bir milletin emeği bulunuyor.
Bize düşen, bu fedakârlıkları saygıyla anarken onların açtığı yolu ilerletmektir.
Cumhuriyet’in hayatımızdaki karşılığını en açık biçimde fırsatların çoğalmasında görürüz. Eğitim alabilen bir çocukta, mesleğini özgürce seçebilen bir gençte, toplumsal yaşamın her alanına katılabilen bir kadında… İnsanın doğduğu yerin ve ailesinin imkânlarının ötesine geçebilmesi, kendi emeğiyle bir gelecek kurabilmesi çok değerlidir.
Bu nedenle Cumhuriyet’e sahip çıkmak, eğitimde fırsat eşitliğini önemsemeyi gerektirir. Bilime alan açmayı, öğretmenin emeğine değer vermeyi, merak eden ve soru soran çocukları cesaretlendirmeyi gerektirir.
Bir çocuğa düşünmeyi öğrettiğimizde, bir gencin yeteneğini geliştirmesine yardım ettiğimizde ülkenin yarınına somut bir katkı sunarız. Cumhuriyet’in geleceği de böyle gündelik çabalarla güçlenir.
Aynı sorumluluk, birlikte yaşama kültürümüz için de geçerlidir.
Farklı düşüncelerimiz, farklı hayatlarımız, farklı beklentilerimiz olabilir. Birbirimizi dinleyebildiğimiz, eleştiriyi düşmanlık saymadığımız, hakkı yalnızca kendimiz için istemediğimiz ölçüde ortak hayatımızı iyileştirebiliriz.
Cumhuriyet, yurttaşa söz hakkıyla birlikte sorumluluk da verir. Ülkesinin meseleleriyle ilgilenmek, kamu malını korumak, haksızlık karşısında sesini duyurmak, görevini özenle yapmak bu sorumluluğun parçalarıdır. Bunların her biri, toplumun birbirine duyduğu güveni besler.
Gelecek konusunda da aynı özeni göstermek zorundayız.
Gençlerin bu ülkede hayal kurabilmesi, emeklerinin karşılığını alabileceklerine inanması hepimizi ilgilendiriyor. Onlara duyduğumuz güveni, düşüncelerini dinleyerek ve önlerini açarak göstermeliyiz. Cumhuriyet’i gelecek kuşaklara emanet etmekten söz ediyorsak, o kuşakların bugünkü ihtiyaçlarına da kulak vermeliyiz.
103 yıl önce büyük bir kararlılıkla kurulan Cumhuriyet’i yaşatmak, her dönemde yeniden emek isteyen bir görevdir. Geçmişin kazanımlarını korurken çağın ihtiyaçlarını anlamak; bilgiyi, adaleti ve insan onurunu gözeterek ilerlemek gerekir.
Bu bayramda duyduğumuz gururun günlük hayatımızda bir karşılığı olsun. Daha iyi yaptığımız bir işte, koruduğumuz bir hakta, eğitimine destek olduğumuz bir çocukta, birbirimize gösterdiğimiz saygıda kendini bulsun.
Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, şehitlerimizi ve Cumhuriyet’in kuruluşuna emek veren herkesi saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.
Cumhuriyetimizin 103’üncü yılı kutlu olsun.