İnsan dünyaya geldiğinde ailesini seçemez. Anne, baba ve kardeşler ona hayatın sunduğu ilk emanettir. Aynı evde büyür, aynı sofraya oturur, bazen aynı oyuncağı paylaşamadığı için kavga eder. Birkaç dakika sonra da hiçbir şey olmamış gibi yeniden yan yana gelir.
Çocuklukta kolay olan bu barış, ne yazık ki insanlar büyüdükçe zorlaşıyor.
Araya para giriyor, miras giriyor, eşler giriyor, kırgınlıklar ve yanlış anlaşılmalar giriyor. Bir zamanlar aynı odada uyuyan kardeşler, gün geliyor birbirlerinin sesini duymadan yıllarını geçiriyor. Küçücük meseleler büyütülüyor, gurur sevgiden daha kıymetli hâle getiriliyor. Sonunda kimsenin gerçekten kazanmadığı bir uzaklık başlıyor.
Oysa kardeşlik yalnızca aynı anne ve babadan dünyaya gelmek değildir. Kardeşlik; düştüğünde elinden tutmak, yokluğunda seni savunmak, sevincini kıskanmadan paylaşmak ve zor gününde kapısını çalabilmektir. Her konuda aynı düşünmek değil, farklılıklara rağmen birbirinden vazgeçmemektir.
Aile de kusursuz insanların bir araya geldiği bir kurum değildir. Her evde eksikler, hatalar ve kırgınlıklar bulunur. Önemli olan, bunları yıllarca taşımak yerine konuşabilmektir. Çünkü bazı insanlar haklı çıkmak uğruna kardeşini kaybediyor. Yıllar sonra geriye baktığında ise elinde yalnızca geç kalmış bir pişmanlık kalıyor.
Bugün aynı sofraya oturabildiğimiz insanların kıymetini bilmeliyiz. Anne ve babalar hayattayken evler kalabalıktır; bayramlarda kapılar açılır, telefonlar çalar, kardeşler bir şekilde buluşur. Büyükler aradan çekildiğinde ise aileyi bir arada tutma sorumluluğu kardeşlere geçer. İşte gerçek sınav da o zaman başlar.
Bir telefon açmak bu kadar zor olmamalı. “Nasılsın?” demek insanı küçültmez. Özür dilemek yenilgi değildir. İlk adımı atan kaybetmez; aksine ailesini kaybetmemek için mücadele etmiş olur. Gurur, insanın omzunda taşıdığı ağır bir yüktür. Sevgi ise o yükü hafifleten en güçlü bağdır.
Elbette her davranış görmezden gelinemez. Kardeşlik, haksızlığa sessiz kalmak ya da sürekli incinmeye razı olmak anlamına da gelmez. Gerektiğinde sınır koyulur. Fakat öfkeyle verilen kararlarla yılların hatırası bir kalemde silinmemelidir.
Hayat kısa, yollar uzun, ayrılıklar ise çoğu zaman habersiz geliyor. Bugün yanımızda bulunan bir insan yarın yalnızca bir fotoğrafta kalabilir. O zaman söylenmeyen sözlerin, edilmeyen telefonların ve sarılmadan geçirilen yılların telafisi olmuyor.
Aile, insanın dünyadaki ilk sığınağıdır. Kardeş ise çocukluğumuzun şahidi, gençliğimizin sırdaşı ve yaşlılığımızın hatırasıdır. Aynı evde büyümek kader olabilir ama kardeş kalabilmek emek ister.
Bu yüzden kırgınlıkları büyütmek yerine sevgiyi çoğaltalım. Birbirimizin kusurunu değil, kıymetini görelim. Çünkü günün sonunda mal da mülk de makam da geride kalır.