Adanaspor bugün yalnızca bir futbol takımının yaşadığı sıkıntılarla anılmıyor; bir kentin hafızasının nasıl sessizce eridiğini de gözler önüne seriyor.

Bir zamanlar Süper Lig’de Anadolu’nun sesi olan turuncu-beyazlılar, artık sahada rakipleriyle değil, borçla, icrayla ve yoklukla mücadele ediyor. Takım otobüsünün icradan satışa çıkarıldığı, deplasmanda yemek parasının ödenemediği, futbolculara sıcak yemeğin taraftar eliyle ulaştırıldığı bir tablo, spor sayfalarının değil, vicdanların meselesi hâline gelmiş durumda.

Bu yaşananlar bir anda ortaya çıkmadı. Yıllara yayılan yanlış yönetimler, günü kurtarmaya odaklı kararlar, sürdürülemez borçlanma ve “nasıl olsa birileri sahip çıkar” rahatlığı bugün Adanaspor’u bu noktaya sürükledi. Tesislerde su ve elektrik sorunlarının konuşulduğu, futbolcuların alacakları için hukuki yollara başvurduğu bir ortamda sahadan başarı beklemek ise sadece kendimizi kandırmak olur. Türkiye’de futbolu hâlâ skorla ölçüyoruz ama Adanaspor örneği açıkça gösteriyor ki bir kulüp çoğu zaman sahada değil, masa başında kaybediliyor.

Asıl mesele tam da burada başlıyor. Adanaspor sadece 90 dakikalık bir oyundan ibaret değil. Bu kulüp, bu şehrin çocukluğu, anısı, tribünde paylaşılan sevinci ve hüznü. Bir kentin ortak değeri bu kadar sahipsiz bırakılıyorsa, sorun yalnızca yöneticilerde değil, sessiz kalan herkestedir. Çünkü bazı çöküşler gürültüyle değil, sessizlikle olur.

İşte bu yüzden 13 Aralık Cumartesi günü saat 10.00’da Adanaspor için yapılacak buluşma sıradan bir toplanma değildir. Bu, bir protestodan çok daha fazlasıdır. Bu çağrı, “Bu kulüp sahipsiz değil” demenin adıdır. Hesap sormayı da içerir, sahip çıkmayı da. Çünkü geç kalınan her gün, kaybedilen bir değerin biraz daha uzağına düşmek demektir.

Adanaspor’un kaderi bugün ne sahada ne de puan tablosunda belirleniyor. Top artık yöneticilerin masasından çok, bu şehrin vicdanında. Adana susarsa, Adanaspor düşer. Adana konuşursa, bu hikâye henüz bitmez.