Bu topraklar üzerinde özgürce nefes alabiliyorsak, al bayrağımız göklerde gururla dalgalanabiliyorsa ve ezanlar bu minarelerden özgürce yankılanabiliyorsa, bunu tarihin her sayfasını kanıyla ve canıyla yazan kahramanlara borçluyuz.
Şanlı tarihimiz, masal kitaplarında yazan hikâyelerden ibaret değildir; her karış toprağı Aziz Şehitlerimizin mübarek kanıyla, Gazilerimizin ise bedenlerinden kopan parçalarla, akıttıkları alın terleriyle sulanmış büyük bir destandır. 19 Eylül, bu milletin şeref tablosunun en parlak, en vefa dolu ve en derin anlam taşıyan sayfalarından biridir. Sakarya’nın kanlı çamurlarından başlayıp vatanın dört bir yanına uzanan o kutlu yürüyüşün, TBMM tarafından "Gazi" unvanıyla taçlandırıldığı müstesna gündür bugün.
Gazi olmak; ölümle burun buruna gelip yaşamayı sadece kişisel bir lütuf değil, omuzlarına yüklenen kutsal bir vatan borcu bilmektir. Göğsündeki şarapnel izini, vücudundaki derin yarayı ya da gözündeki karanlığı bir şeref nişanesi, bir şeref madalyası olarak taşıyan o yiğitler, aslında bu milletin yaşayan vicdanıdır. Onlar sokağa çıktığında, yürüdükleri caddeler sıradan bir beton yığını olmaktan çıkar; birer vefa meydanına dönüşür. Bir gazinin bastığı asa, bu vatanın en sağlam, en yıkılmaz sütunudur. Onların yüzündeki o sessiz, vakur tebessüm, bize "Biz bu bedeli bu vatan batmasın, bu bayrak inmesin diye ödedik" diyen en ağır, en asil hatırlatmadır. Sokakta yürürken başını dik tutabilen her evladımız, adımlarını o gazilerin attığı sağlam temeller üzerine basmaktadır.
Zaman zaman hayatın gailesi, modern dünyanın koşturmacaları ve günlük telaşlar içinde en kıymetli değerlerimizi, bizi biz yapan köklerimizi unutur gibi oluyoruz. Oysa bir gazinin elini sıkmak, gözlerinin içine bakarak ona "İyi ki varsınız" demek, sadece bir nezaket kuralı değil; bu topraklarda yaşamanın bedelini idrak etmenin ve vefalı bir millet olmanın en temel borcudur. Onların gözlerindeki o mahzun ama bir o kadar da gururlu ışığı görmek, hepimize haddimizi, huzurumuzun kaynağını ve bu bayrağın kadrini yeniden hatırlatmalıdır. Vefa, sadece geçmişi yâd etmek değil, bugünü ve geleceği o fedakârlık bilinciyle inşa etmektir.
Bu tarih; unutmamanın, vefanın sınavıdır. Genç nesillerin bu şuurla yetişmesi, bu bayrağın hangi ellerde, hangi acılar ve fedakarlıklarla bugünlere getirildiğini bilmesi hayati bir sorumluluktur. Bu vesileyle, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, büyük komutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e "Gazi" unvanının verilişinin yıl dönümünde, başta o büyük önder olmak üzere ebediyete intikal eden tüm gazilerimizi rahmetle, minnetle ve saygıyla yâd ediyorum. Hayatta olan kahraman gazilerimize ve kıymetli ailelerine sağlık, huzur ve hayırlı ömürler diliyorum.
Bu toprakları bize vatan kılan, adımlarını bu uğurda feda eden o fedakâr ellerinizden ve yüreğinizden hürmetle öpüyoruz. İyi ki varsınız; bu millet sizi asla unutmadı, unutmayacak ve unutturmayacaktır.