Altın Koza Film Festivali 33’üncü kez Adana’yı sinemanın kalbine taşıyor. Filmler, sanatçılar ve ödüllerin ötesinde festival, yıllardır kendisine sahip çıkan Adana seyircisiyle birlikte büyüyen eşsiz bir kültür geleneğini yeniden yaşatıyor.
Adana’da bazı günler vardır; şehir aynı şehir olsa da havası değişir. Sokaklar yine kalabalıktır, güneş yine tepemizdedir ama afişler çoğalmaya, sinema salonlarının önü hareketlenmeye, sanatçıların isimleri daha sık duyulmaya başladıysa anlarsınız ki Adana’nın en sevdiği mevsimlerden biri gelmiştir: Altın Koza mevsimi…
Bu yıl 33’üncü kez perde açılıyor. 26 Eylül-4 Ekim tarihleri arasında Adana, Türkiye’den ve dünyadan sinemacıları, filmleri ve sinemaseverleri bir araya getirecek. Ulusal Uzun Metraj Yarışması’nda 10 film yarışırken bunların 5’i dünya prömiyerini Adana’da yapacak. Festivalin öğrenci, kısa film ve belgesel yarışmalarıyla genç sinemacılara da alan açması, Altın Koza’nın yalnızca geçmişe değil, sinemanın geleceğine de baktığını gösteriyor.
Ama Altın Koza’yı yalnızca filmler ve ödüller üzerinden anlatmak eksik kalır. Çünkü bu festivalin arkasında Adana’nın sinemayla kurduğu güçlü bir hafıza var. Yılmaz Güney’den Orhan Kemal’e, Şener Şen’den Aytaç Arman’a, Menderes Samancılar’a uzanan bu toprakların yetiştirdiği sanatçılar, Türkiye’nin kültür ve sanat hayatında iz bıraktı. Adana’nın hikâyesi zaten başlı başına sinemalık. Sokağı, insanı, mizahı, hüznü, emeği ve çelişkileriyle bu şehir, yıllardır beyaz perdeye yakışan hikâyeler üretiyor.
Belki de Altın Koza’nın en güzel tarafı burada başlıyor. Festival Adana’da yalnızca yapılmıyor, Adana tarafından sahipleniliyor. Perde açıldığında salonda oturan seyirci, filmin yalnızca izleyicisi olmuyor; onun üzerine konuşuyor, tartışıyor, beğeniyor, eleştiriyor. Film salondan çıkıp sokağa karışıyor. Bir kafede, bir dost sohbetinde, ertesi gün iş yerinde yeniden konuşuluyor.
Bu yıl festivalin dikkat çektiği konu ise hepimizi ilgilendiriyor: “Su, toprak ve hava zehirlenirse, insan ve sanat da nefes alamaz.” Mikroplastiklerle kirlenen suya çevrilen festival ışığı, sinemanın yalnızca hikâye anlatmadığını; yaşadığımız dünyaya da ayna tuttuğunu hatırlatıyor.
Açılışta Suna Selen, Macit Koper ve Aydın Sayman’a verilecek Orhan Kemal Emek Ödülleri de bu büyük sinema buluşmasının önemli duraklarından biri olacak.
Ve sonra salon kararacak.
Işıklar sönecek, perde açılacak.
Adana yine susup bir hikâyeyi izleyecek.
Ama film bittiğinde hikâye bitmeyecek. Çünkü Altın Koza 33 yıldır bize şunu gösteriyor: Bazı festivaller takvimde yer alır, bazıları ise bir şehrin hafızasına.
Altın Koza, Adana’nın hafızasında.