İnsan bazen yaşayamadığı günlerin farkına hemen varmaz. Sabah kalkar, işe gider, sorumluluklarını yerine getirir, akşam eve döner ve yeni bir güne hazırlanır.
Hayat dışarıdan bakıldığında devam ediyor gibi görünür. Oysa insan, içinde kurduğu asıl hayatı sürekli başka bir zamana erteliyordur.
“Bir gün her şey düzelecek” der.
Maddi sıkıntılar bitecek, daha iyi bir iş bulunacak, borçlar ödenecek, vakit çoğalacak ve insan kendisine sonunda bir hayat kuracaktır. Sevdiği yerlere gidecek, uzun zamandır aramadığı insanları arayacak, ailesiyle daha çok zaman geçirecek, yarım bıraktığı hayallerine yeniden dönecektir.
Fakat o “bir gün” çoğu zaman gelmez.
Çünkü hayatın tamamen düzeldiği, bütün sorunların aynı anda ortadan kalktığı kusursuz bir zaman yoktur. Bir sıkıntı biterken başka bir sorumluluk başlar. İş bulunur, bu kez işini kaybetme korkusu ortaya çıkar. Borç kapanır, başka bir ihtiyaç doğar. Boş zaman oluşur ama insan bu kez hiçbir şey yapamayacak kadar yorgundur.
Böylece yaşamak, sürekli ertelenen bir plana dönüşür.
Günümüzde birçok insan istediği hayatı değil, şartların izin verdiği hayatı yaşıyor. Gençler geleceklerini kurmak yerine ay sonunu nasıl getireceklerini düşünüyor. Mezun olanlar iş bulmayı, çalışanlar geçinebilecek bir ücret almayı, evlenmek isteyenler ekonomik koşulların düzelmesini bekliyor. İnsanların hayalleri artık yalnızca cesarete değil; kiraya, maaşa, iş güvencesine ve hayat pahalılığına da bağlı.
Bir ev kurmak, başka bir şehre taşınmak, sevilen bir mesleğe yönelmek veya küçük bir iş yeri açmak eskisi kadar ulaşılabilir görünmüyor. Bu nedenle insanlar hayallerinden vazgeçtiklerini söylemek yerine onları ileri bir tarihe bırakıyor.
“Şimdi zamanı değil.”
“Biraz daha para biriktireyim.”
“İşler düzene girsin.”
“Önce şu sıkıntıları atlatalım.”
Bu cümleler başlangıçta insana umut verir. Çünkü tamamen vazgeçmektense ertelemek daha kolaydır. Hayal hâlâ oradadır; sadece zamanı gelmemiştir. Ancak aylar yıllara dönüştükçe insan, ertelediği şeyin yalnızca bir plan olmadığını fark eder. Ertelenen bazen kendi hayatıdır.
Bu durum sadece iş ve para konusunda yaşanmaz.
“Yoğunluğum geçince görüşürüz” dediğimiz dostlarımız vardır. Daha uygun bir zamanda söylemek üzere içimizde tuttuğumuz sözler, çıkmayı sürekli ertelediğimiz yolculuklar ve yanında daha fazla bulunmak istediğimiz ailemiz vardır. Belki de sevdiğimiz bir insana ayırmamız gereken zamanı hep başka sorumluluklara veririz.
Nasıl olsa sonra telafi edeceğimizi düşünürüz.
Oysa bazı şeyler telafi edilemez. İnsanlar değişir, yollar ayrılır, evler boşalır ve bir zamanlar bizi bekleyenler artık beklememeye başlar. “Bir gün konuşuruz” dediğimiz kişinin telefonu bir daha çalmayabilir. Birlikte gitmeyi planladığımız yere gidecek zamanımız olduğunda, yanımızda olmasını istediğimiz insan hayatımızda kalmamış olabilir.
Hayat, bizim hazır olmamızı beklemez.
En büyük yanılgımız, yaşamayı bütün sorunlarımız çözüldükten sonra başlayacak bir ödül gibi görmemizdir. Bugünü yalnızca yarına ulaşmak için aşılması gereken bir basamak sayarız. Haftanın bitmesini, maaşın yatmasını, yeni bir işin çıkmasını, doğru insanın gelmesini veya şartların değişmesini bekleriz.
Sürekli bir sonraki zamanı beklerken elimizdeki zaman tükenir.
Elbette herkes istediği hayatı hemen kuramaz. Geçim sıkıntısını, işsizliği ve ağır sorumlulukları birkaç güzel cümleyle ortadan kaldırmak mümkün değildir. Bazen insanın ertelemekten başka seçeneği de kalmaz. Bazı hayaller gerçekten zamana, paraya ve doğru koşullara ihtiyaç duyar.
Ancak burada sorulması gereken bir soru vardır:
Hayatımızı gerçekten şartlar yüzünden mi erteliyoruz, yoksa ertelemeyi bir alışkanlığa mı dönüştürdük?
Çünkü bazen önümüzde gerçek engeller bulunur, bazen de korkularımızı “doğru zamanı beklemek” diye adlandırırız. Başarısız olmaktan, düzenimizin bozulmasından veya alıştığımız hayatın dışına çıkmaktan çekiniriz. İstediğimiz işi denemeyiz, duygularımızı söylemeyiz, bir başlangıç yapmayız. Sonra da kendimizi “Bir gün yapacağım” diyerek teselli ederiz.
Belki bizi bekleten yalnızca koşullar değildir. Bazen kendi cesaretsizliğimiz de hayatımızın önünde sessizce durur.
İnsan geleceği düşündükçe bugünü küçümsemeye başlar. Büyük bir değişiklik yapamıyorsa hiçbir şey yapmadığını sanır. Oysa yaşamak her zaman büyük kararlarla başlamaz. Bazen uzun zamandır ertelenen bir telefon görüşmesiyle, yarım saatlik bir yürüyüşle, sevdiğimiz biriyle içilen bir kahveyle veya yıllardır düşündüğümüz bir hedef için atılan küçük bir adımla başlar.
Belki bugün başka bir şehre taşınamayız ama bunun için hazırlanabiliriz. İşimizi hemen bırakamayız ama yeni bir alanda kendimizi geliştirebiliriz. Bütün sorunlarımızı çözemeyiz ama hayatımızın küçük bir bölümünü onların gölgesinden kurtarabiliriz.
Çünkü hayat yalnızca şartlar düzeldiğinde yaşanacak güzel günlerden oluşmaz. Hayat, tam da her şey yolunda değilken elimizde kalan küçük anların toplamıdır.
Bir gün her şey elbette değişebilir. Daha iyi bir iş bulabilir, borçlarımızı kapatabilir, yeni bir düzen kurabiliriz. Beklediğimiz fırsat karşımıza çıkabilir. Fakat o gün geldiğinde kaybettiğimiz zamanı geri alamayız. Bugünkü yaşımızı, bugünkü heyecanımızı ve yanımızda bulunan insanların bugünkü hâlini yeniden bulamayız.
Bu yüzden geleceğe hazırlanırken bugünü tamamen feda etmemek gerekir.
Her şeyi aynı anda değiştiremeyebiliriz. Ama hayatımızı sürekli bekleme odasında tutmak zorunda da değiliz. Mutlu olmak için bütün sorunların bitmesini beklersek mutluluk hep başka bir tarihe kalır. Yaşamak için kusursuz şartları ararsak ömrümüz, o şartların oluşmasını beklemekle geçer.
“Bir gün düzelir” demek umutlu bir cümledir. Fakat bazen insanı hareketsiz bırakan bir bahaneye de dönüşebilir.
Belki bir gün gerçekten her şey düzelir.
Ama hayat, o gün gelene kadar beklemeyecek.
Bu nedenle yarını kurmaya çalışırken bugünden de küçük bir parça kurtarmalıyız. Sevdiğimizi söylemeli, özlediğimizi aramalı, istediğimiz hayat için gücümüzün yettiği kadar adım atmalıyız.
Çünkü sürekli ertelediğimiz hayat, bir gün yaşamadığımız yıllara dönüşebilir.