Türkiye’de milyonlarca emekli artık şu soruyu sormuyor:
“Ne kadar zam alacağım?”
Asıl soru şu:
“Bu maaşla ay sonunu getirebilir miyim?”

Bugün asgari ücret 22.104 TL.
Bu rakam, bir çalışanın en alt geçim sınırı olarak kabul ediliyor.
Peki ya emekliler?

Emekli çalışamaz.
Ama kirayı öder.
Elektrik, su, doğalgaz faturası öder.
Markete gider.
En önemlisi de ilaç ve sağlık harcamaları yapar.

Yani emeklinin gideri, çoğu zaman çalışandan fazladır.

Buna rağmen emekli aylıkları, yıllardır asgari ücretin gerisinde bırakılıyor. Bu durum artık bir ekonomik mesele olmaktan çıkmış, sosyal adalet sorunu haline gelmiştir.

2026 yılı itibarıyla emekli aylıkları mutlaka asgari ücrete endekslenmelidir.
Bu bir lütuf değil, bir zorunluluktur.

Asgari ücret artarken emekli maaşının yerinde sayması demek;

Emekliyi yoksulluğa mahkûm etmek, on yıllarca çalışıp prim ödeyen insanlara “geçinemiyorsan sus” demektir.

Endeksleme sistemi ne sağlar?

Emeklinin alım gücü korunur, maaşlar enflasyon karşısında erimez, her zam döneminde yaşanan belirsizlik ortadan kalkar, sosyal devlet anlayışı kağıt üzerinde kalmaz.

En azından bir eşitlik, en düşük emekli aylığı, en az asgari ücret kadar olmalıdır.
Yani bugün için 22.104 TL.

Bunun altındaki her rakam, emekliyi yaşamdan koparır.
İnsanlar torununa harçlık veremiyor, pazara çıkamıyor, ilaçlarını yarım alıyor.

Bu tabloyu görüp hâlâ “bütçe” demek, vicdanla açıklanamaz.

Emekli sadaka değil, hakkını istiyor.

Emekli maaşı bir sosyal yardım değildir.
Bu maaş, yıllarca ödenen primlerin karşılığıdır.

Bugün emekli, lüks istemiyor.
Tatil istemiyor.
Refah değil, insanca yaşam istiyor.

Ve bu talep son derece nettir:

2026 yılında emekli aylıkları asgari ücrete endekslenmelidir.

Aksi halde konuşulan her reform, her vaat, her “sosyal devlet” sözü havada kalacaktır.

Emekli bu ülkenin yükü değil;
Bu ülkenin emeğidir, temelidir.

Artık bu gerçeği görmenin zamanı gelmiştir.