Her yıl 10 Ocak geldiğinde aynı cümleleri duyuyoruz.
“Basın demokrasinin temelidir.”
“Gazeteciler halkın gözü, kulağıdır.”
“Özgür basın, güçlü toplum demektir.”

Doğru…
Ama eksik!

Çünkü bu cümleler, artık birer temenniye dönüşmüş durumda.

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, geçmişte gerçekten bir bayramdı. Gazetecilerin haklarının genişletildiği, mesleğin onurunun konuşulduğu bir gündü. Bugün ise daha çok hatırlatma, hatta kimi zaman itiraf günü haline geldi. Mesajlar kutlama içeriyor ama, satır aralarında bir gerçek gizli: Basın özgürlüğü ciddi bir sınavdan geçiyor.

Bugün Türkiye’de gazetecilik, yalnızca haber yapmak anlamına gelmiyor.
Aynı zamanda; İşsiz kalma riskini, dava tehdidini, ekonomik baskıyı, sansürü ve daha kötüsü otosansürü de beraberinde getiriyor.

En tehlikelisi de bu: Otosansür.

Artık pek çok haber, yazılmadan önce editör masasında değil, gazetecinin zihninde eleniyor.
“Bu başlık sorun olur mu?”
“Bu cümle başıma iş açar mı?”
“Bu haber yayımlanırsa ilan kesilir mi?”

İşte basın özgürlüğünün asıl kırıldığı yer burası.

10 Ocak mesajlarında neredeyse herkes basına sahip çıktığını söylüyor. Siyasetçiler, yerel yöneticiler, kurum temsilcileri… Hepsi doğru şeyler söylüyor. Ama basın özgürlüğü, sadece mesajlarla korunmaz. Davranışla korunur.

Eleştiriye tahammülle, sorulara açık olmakla, hoşa gitmeyen haberi de “demokrasinin gereği” olarak görmekle korunur.

Yerel basın ise bu tartışmanın en kırılgan halkası.
Çünkü yerel gazeteci hem kenti yazıyor, hem kentte yaşıyor.
Yazdığı haberin muhatabıyla ertesi gün aynı sokakta karşılaşıyor.
Baskıyı en yakından hisseden de o.

Buna rağmen hâlâ gerçeğin peşinde koşan, kamu yararını önceleyen, kalemini eğip bükmeyen gazeteciler var. İşte basın özgürlüğünü ayakta tutan da bu inat, bu meslek ahlakı.

10 Ocak bu yüzden birçok çelişki barındırıyor.
Bir yanda kutlama mesajları, diğer yanda kapanan gazeteler, işsiz kalan muhabirler, susturulan ekranlar.

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Basın özgürlüğünü gerçekten istiyor muyuz, yoksa sadece 10 Ocak’ta hatırlamayı mı tercih ediyoruz?

Çünkü basın özgürlüğü yoksa, adalet eksik kalır, demokrasi sakatlanır, toplum karanlıkta yürür.

10 Ocak, bu gerçeği bir kez daha yüzümüze vuruyor.
Yine ben diyorum ki;Çalışan, çalışmayan tüm gazetecilerin günü kutlu olsun.