Rakamlar açıklandı.
Yetkililer konuştu.
Cümleler süslendi.

Ama emeklinin mutfağında tek bir şey değişmedi:
Tencere yine boş.

Verilen zam, ne enflasyonu yakalıyor ne de hayatı. Kağıt üstünde artış var ama, pazarda, markette, eczanede emeklinin cebinden eksilenler daha hızlı.

Bugün emekli maaşı, ayın daha yarısına gelmeden tükeniyor.
Ayın sonu değil, ayın ortası bile gelmiyor.

Bir emekli düşünün:
Sabah kalkıyor, “bugün ne yiyeceğiz” diye değil, “bugün neyi yemeyeceğiz” diye hesap yapıyor.

Et mi? Lüks.
Peynir mi? Ölçülü.
Meyve mi? Mevsimine göre değil, fiyatına göre.

Emekliye “sabret” deniyor.
Ama sabır da bir yere kadar.
Sabır, açlığı doyurmuyor.
Sabır, faturayı ödemiyor.
Sabır, torunun yüzüne bakmaya yetmiyor.

Bu ülkede emekli olmak, artık dinlenmek değil; hayatta kalma mücadelesi.

Oysa emekli bu ülkenin yükünü yıllarca omuzladı.
Sabahın köründe işe gitti, akşam karanlığında döndü.
Vergisini verdi, primini ödedi,
“Devletim bilir” dedi.

Bugün devletin bilmesi gereken şudur:
Emekliyi bu maaşlara mahkûm etmek, sosyal devletle bağdaşmaz.

Emekliye yapılan bu zam, bir iyileştirme değil, durumu kabullenin çağrısıdır.

Ama emekli kabullenmiyor.
Çünkü bu yaşam değil.
Bu, sadece hayatta kalmaya zorlanmak.

Ve unutulmasın:
Emeklinin sofrası küçüldükçe, bu ülkede adalet de küçülür.