Okulların açılmasına sayılı günler kala milyonlarca aile çocuklarının eğitim masraflarını karşılamanın hesabını yapıyor.
2026 yılında net asgari ücret 28 bin 75 lira 50 kuruş. TÜİK’in son verilerine göre yıllık enflasyon yüzde 31,75, gıda fiyatlarındaki yıllık artış ise yüzde 37,53. Hanelerin bütçesinde konut, ulaşım ve gıdanın ardından eğitim için ayrılan kaynak sınırlı kalırken, özellikle tek maaşla geçinen aileler için okul alışverişi yeni bir borç ve taksit döneminin başlangıcı anlamına geliyor.
Okulun ilk günü, hesabın ilk günü
Takvim ağustos ayının sonunu gösteriyor.
Bir tarafta çocukların okul heyecanı var. Yeni çanta, yepyeni defterler, kalemler, renkli boyalar, beslenme çantaları, okul kıyafetleri…
Diğer tarafta ise anne babaların elindeki hesap makinesi.
Çünkü artık bir çocuğu okula hazırlamak yalnızca “çantasını hazırlamak” anlamına gelmiyor.
Bir ailenin önünde aynı anda kira var, fatura var, mutfak masrafı var, ulaşım var, sağlık giderleri var ve şimdi bunların üzerine okul masrafları ekleniyor.
Hele ki evde tek maaş varsa…
Hele o maaş asgari ücretse…
İşte o zaman okul alışverişi bir alışveriş listesinden çıkıp ciddi bir bütçe hesabına dönüşüyor.
2026 yılında net asgari ücret 28 bin 75 lira 50 kuruş olarak uygulanıyor.
Bu rakam bir ailenin bütün ayını geçirmek zorunda olduğu para.
Kira ödenecek.
Mutfak doldurulacak.
Elektrik, su, doğalgaz ve internet faturaları ödenecek.
Çocuğun ulaşımı karşılanacak.
Ve bütün bunların üzerine okul masrafları gelecek.
İşte asıl mesele burada başlıyor.
TÜİK'in rakamları da tabloyu anlatıyor
Türkiye İstatistik Kurumu’nun temmuz ayı verilerine göre tüketici fiyatları yıllık bazda yüzde 31,75 arttı. Gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık artış ise yüzde 37,53 oldu.
Bir başka ifadeyle ailelerin en temel harcama kalemlerinden biri olan mutfak, genel enflasyonun da üzerinde bir fiyat baskısıyla karşı karşıya.
Bu nedenle okul alışverişine ayrılacak para, artık yalnızca kırtasiye fiyatlarına bakılarak hesaplanamıyor.
Çünkü aile bütçesinin başka bir yerinde oluşan her artış, okul için ayrılabilecek parayı da azaltıyor.
TÜİK'in 2025 yılı Hanehalkı Tüketim Harcaması verileri de bunu açık biçimde gösteriyor.
Hanehalklarının toplam tüketim harcamalarında en büyük pay yüzde 29,3 ile konut ve kira, ardından yüzde 20,5 ile ulaştırma ve yüzde 17,3 ile gıda ve alkolsüz içecekler için ayrılıyor. Eğitim hizmetlerinin toplam harcamalar içindeki payı ise çok daha düşük seviyede kalıyor.
Burada önemli bir ayrıntı var:
Eğitim harcamasının toplam bütçedeki payının düşük olması, ailelerin eğitim masrafının düşük olduğu anlamına gelmiyor.
Tam tersine…
Düşük gelirli ailelerin bütçesinde zaten zorunlu harcamalar çok büyük yer kapladığı için eğitim için ayrılabilecek alan daralıyor.
Eğitim masrafı ertelenemiyor
Kira biraz geciktirilebilir mi?
Fatura birkaç gün sonra ödenebilir mi?
Bazı alışverişler bir sonraki aya bırakılabilir mi?
Belki.
Ama okul başlayınca çocuğun deftere ihtiyacı var.
Kaleme ihtiyacı var.
Çantaya ihtiyacı var.
Okul kıyafetine ihtiyacı var.
Servis kullanıyorsa servis ücretine, toplu taşıma kullanıyorsa ulaşım parasına ihtiyacı var.
Beslenme çantası hazırlanacak.
Bazen okulun istediği ek malzemeler alınacak.
Çocuk büyüdüyse geçen yılın ayakkabısı olmayacak.
Kıyafet küçük gelecek.
Çanta yıpranmış olacak.
Ve bütün bunlar aynı döneme denk gelecek.
Yani aile bütçesine göre “uygun bir zaman” yok.
Bir çocuğun okul masrafı, bir ailenin aylık dengesi
Bugün bir çocuğun okul ihtiyaçlarını tek tek düşündüğümüzde karşımıza küçük görünen onlarca kalem çıkıyor.
Bir çanta…
Birkaç defter…
Kalemler…
Silgi…
Kalemtıraş…
Dosyalar…
Boya malzemeleri…
Beslenme çantası…
Suluktan okul kıyafetine kadar uzanan liste…
Bunların her biri tek başına bakıldığında “çok büyük bir masraf değil” gibi görünebilir.
Ancak hepsi aynı anda satın alındığında ortaya ciddi bir toplam çıkıyor.
Üstelik burada yalnızca okulun açılış masraflarından söz ediyoruz.
Yıl içerisinde bitecek defterler, alınacak kırtasiye ürünleri, etkinlik giderleri, ulaşım, beslenme ve diğer ihtiyaçlar hesaba katıldığında yük daha da büyüyor.
Özellikle birden fazla çocuğu okula giden ailelerde tablo daha ağır.
Bir çocuk için yapılan harcama iki çocukta ikiye, üç çocukta üçe çıkıyor.
Ama maaş aynı hızla artmıyor.
TÜİK'in bir başka verisi daha düşündürüyor
TÜİK'in 2024 Eğitim Harcamaları İstatistikleri'ne göre Türkiye'de öğrenci başına yapılan toplam eğitim harcaması 2023'te 49 bin 45 TL iken 2024'te 100 bin 307 TL'ye yükseldi. Bu artış yüzde 104,5 olarak kaydedildi.
Elbette bu rakam doğrudan velinin cebinden çıkan okul alışverişi anlamına gelmiyor. Devlet ve özel eğitim kurumlarının yaptığı toplam eğitim harcamalarını kapsıyor.
Ancak bize eğitim alanındaki maliyetlerin ne kadar hızlı büyüdüğünü gösteren önemli bir gösterge sunuyor.
Ve bu tabloya baktığımızda şu soruyu sormak gerekiyor:
Bir çocuğun eğitiminden tasarruf edilebilir mi?
Cevap çok açık.
Eğitimden tasarruf edildiğinde aslında geleceğimizden tasarruf ediyoruz.
En yoksul kesimin eğitim harcaması neden daha düşük?
TÜİK'in 2025 verileri daha da çarpıcı bir başka tablo ortaya koyuyor.
Eğitim hizmetleri harcamalarının gelir gruplarına göre dağılımında en düşük gelir grubunun payı yalnızca yüzde 0,9 seviyesinde kalırken, en yüksek gelir grubunun payı yüzde 72,2 oldu.
Bu rakam yalnızca ekonomik bir tablo değil.
Aynı zamanda eğitimde fırsat eşitliği açısından da üzerinde düşünülmesi gereken bir tablo.
Çünkü gelir yükseldikçe çocuğun eğitimine ayrılabilen kaynak artıyor.
Gelir düştükçe ise aile önce temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor.
Kira.
Gıda.
Ulaşım.
Faturalar.
Sonra eğitim…
Oysa eğitim, “artarsa harcanacak” bir kalem olmamalı.
Çocuğun gelir düzeyi ne olursa olsun ulaşabildiği temel bir hak olmalı.
Asgari ücretli aile için okul alışverişi neden bu kadar ağır?
Çünkü mesele yalnızca fiyatların yüksek olması değil.
Mesele, gelir ile gider arasındaki makasın daralması.
Net asgari ücret 28 bin 75 lira 50 kuruş.
TÜİK'in temmuz ayında açıkladığı yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31,75.
Gıda enflasyonu yüzde 37,53.
Bu rakamlar bize tek başına bir ailenin ne yaşadığını anlatmaz.
Ama marketteki alışverişten faturaya, ulaşımdan okul ihtiyaçlarına kadar hayatın bütün alanlarında fiyat baskısının sürdüğünü gösterir.
Asgari ücretle çalışan bir anne veya baba içinse her yeni gider, başka bir giderden vazgeçmek anlamına gelebiliyor.
Yeni çanta alınacaksa belki başka bir alışveriş erteleniyor.
Ayakkabı alınacaksa market alışverişi daha dikkatli yapılıyor.
Servis ücreti çıkacaksa başka bir fatura için hesap yeniden yapılıyor.
İşte ekonomik sıkıntının en görünür hali tam da burada ortaya çıkıyor.
Çocukların yüzündeki heyecan, anne babaların hesabına dönüşmemeli
Bir çocuk için okulun ilk günü heyecan demek.
Yeni arkadaşlar demek.
Yeni öğretmen demek.
Yeni bilgiler demek.
Yeni bir defterin ilk sayfasına yazılan tertemiz bir isim demek.
Ama bazı evlerde okulun ilk günü aynı zamanda “Bu ay nasıl yetiştireceğiz?” sorusu demek.
Çocuğuna eksik bir şey bırakmamak isteyen anne baba, kendi ihtiyacından vazgeçebiliyor.
Kendi ayakkabısını yenilemiyor.
Kendi kıyafetini almıyor.
Kendi sosyal hayatını tamamen bırakıyor.
Çünkü çocuk söz konusu olduğunda anne babanın hesabı değişiyor.
“Ben idare ederim” cümlesi, bu ülkede milyonlarca ebeveynin görünmeyen fedakârlığı haline geliyor.
Peki ne yapılabilir?
Okul dönemi başında düşük gelirli ailelerin yükünü hafifletmek için yalnızca kampanyalara değil, kalıcı politikalara ihtiyaç var.
Devlet okullarındaki öğrenciler için kırtasiye desteğinin yaygınlaştırılması…
İhtiyaç sahibi ailelere okul kıyafeti ve ayakkabı desteği verilmesi…
Öğrencilere ücretsiz ulaşım imkânlarının artırılması…
Okullarda ücretsiz yemek uygulamalarının yaygınlaştırılması…
Yerel yönetimlerin kırtasiye ve eğitim desteklerini artırması…
İhtiyaç sahibi çocukların okul ihtiyaçlarının sosyal destek mekanizmalarıyla karşılanması…
Bunların her biri aile bütçesinde küçük gibi görünen ama toplamda büyük bir rahatlama sağlayabilir.
Çünkü mesele sadece bugün bir ailenin çantasını doldurabilmesi değil.
Mesele, çocuğun eğitim hakkına ailesinin gelirinden bağımsız şekilde ulaşabilmesi.
Çantanın ağırlığı çocuğun omzunda, hesabın ağırlığı anne babanın yüreğinde
Okullar açılıyor.
Sınıflar yeniden çocuk sesleriyle dolacak.
Tahtalara yeni dersler yazılacak.
Defterlerin ilk sayfaları açılacak.
Ve çocuklarımız gelecekleri için eğitim alacak.
Bizim ise sormamız gereken soru çok basit:
Bir çocuğun eğitim alması neden ailesinin maaşına bağlı hale gelsin?
Çocukların sırtındaki çanta ağır olabilir.
Ama o çantanın ekonomik yükü anne babanın omuzlarına bırakılmamalı.
Çünkü eğitim bir lüks değil.
Bir çocuğun yeni bir deftere sahip olması, yalnızca kırtasiye alışverişi değildir.
O defter, onun hayallerinin ilk sayfasıdır.
Ve hiçbir çocuğun hayali, ailesinin bütçesine sığmadığı için yarım kalmamalı.
Okul zili çaldığında bütün çocuklar aynı heyecanla sınıfa girebilmeli.
Kiminin çantası yeni, kiminin geçen yıldan kalma olabilir.
Ama hiçbir çocuk “Ailem bunu karşılayamadı” duygusuyla arkadaşlarının yanında mahcup olmamalı.
Çünkü eğitimde fırsat eşitliği, çocuğun çantasından önce toplumun vicdanında başlamalı.