Yarıyıl tatili başladı. Karneler alındı, sınıf kapıları kapandı. Çoğu çocuk için bu iki hafta; dinlenmek, oynamak, çocukluğunu yaşamak demek.
Ama herkes için değil.
Bu ülkede yarıyıl tatili geldiğinde, defterlerini kapatamayan çocuklar var. Çünkü onların önünde oyun değil; tezgâh, atölye, tarla, sokak var. Onlar için tatil, sadece okulun kapanmasıdır; çalışmanın bitmesi değil.
Sabahın erken saatinde simit satan, akşam geç saatlere kadar lokantada bulaşık yıkayan, sanayide çıraklık yapan çocuklar… Tatil onlar için daha uzun mesai demektir. Çünkü okul varken “yarım gün”, tatilde ise “tam gün” çalışırlar. Çocuklukları, ekonomik zorunlulukların arasında sessizce erir.
Kimse bu çocuklara “tatilde ne yapacaksın?” diye sormaz. Çünkü cevabı bellidir:“Çalışacağım.”
Bu bir tercih değil. Bu bir hayatta kalma meselesidir. Aile geçimine katkı sunmak zorunda bırakılan çocuklar, daha küçük yaşta yetişkin sorumluluğu taşır. Oysa çocukların omzunda yük değil, çanta olmalı. Ellerinde tornavida değil, kitap olmalı. Ama hayat, herkese aynı yerden başlamıyor.
Yarıyıl tatili, aslında toplumun aynasıdır. Bir tarafta kurslar, kamplar, tatil planları; diğer tarafta sigortasız, güvencesiz, görünmeyen çocuk emeği… Bu tabloya bakıp hâlâ “herkes için eşit eğitim” demek, gerçeği görmezden gelmektir.
Çocuk işçiliği sadece yaz aylarının sorunu değildir. Tatil denilen her boşluk, bu çocuklar için daha fazla çalışma anlamına gelir. Ve biz çoğu zaman onları görmemeyi seçeriz. Çünkü görmek, sorumluluk getirir.
Bu yarıyıl tatilinde biraz durup şunu düşünmek gerekiyor:
Bir çocuk neden tatilde çalışır?
Ve biz, buna neden alıştık?
Tatiller çocuklar içindir.
Çocukluk ertelenmemelidir.
Çünkü ertelenen çocukluk, çoğu zaman hiç geri gelmez.