Üniversite sınavının ardından gençleri şimdi de daha zor bir soru bekliyor: “Hangi bölümü seçersem mezun olduğumda iş bulabilirim?” Diploma sahibi olmak artık tek başına geleceğin garantisi değil. Gençler, yıllarca okuyacakları bölümün sonunda kendilerini nasıl bir hayatın beklediğini düşünerek tercih yapmak zorunda kalıyor.

Bir zamanlar bu dönem gençler için büyük bir heyecan demekti. Öğrenci istediği bölümü seçer, üniversiteye gider, mezun olur ve hayatına başlardı. Elbette hiçbir dönemde iş bulmak garanti değildi ama üniversite diploması geleceğe açılan önemli bir kapı olarak görülürdü.

Bugün ise durum biraz farklı.

Gençlerin önünde yalnızca “Ben ne okumak istiyorum?” sorusu yok.

Bunun yanında çok daha ağır bir soru var:

“Ben mezun olduğumda ne olacağım?”

İşte asıl mesele burada başlıyor.

Bir genç üniversite tercih ekranının karşısına oturduğunda yalnızca puanına ve sıralamasına bakmıyor. Bölümün mezunlarını, iş imkanlarını, maaşlarını, kamudaki kadro ihtimalini, özel sektördeki karşılığını ve hatta yapay zekânın o mesleği birkaç yıl sonra nasıl değiştireceğini düşünüyor.

Çünkü artık üniversite okumak, tek başına gelecek garantisi olarak görülmüyor.

Diploma yetmiyor

Bugün özellikle mühendislik, tıp gibi istihdam alanı daha güçlü görülen mesleklerde ve iyi üniversitelerde okumak gençlere hâlâ önemli fırsatlar sunabiliyor. Ancak burada da bir parantez açmak gerekiyor: İyi bir bölüm kadar iyi bir üniversite, yabancı dil, staj, teknik beceri ve kendini geliştirme de büyük önem taşıyor.

Yani genç artık sadece bölüm seçmiyor, kendisine bir gelecek inşa etmeye çalışıyor.

Bunun dışında kalan pek çok bölümde ise gençlerin kafasında ciddi soru işaretleri oluşuyor. "Bu bölümü bitirdiğimde ne iş yapacağım?" sorusu, tercih masasının en zor sorularından biri haline geliyor.

Üstelik dört yıl, bazı bölümlerde daha da uzun süren bir eğitim hayatından bahsediyoruz.

Bir genç bugün 18-19 yaşında yaptığı tercihin sonucunu 22-23 yaşında alacak. O gün geldiğinde iş dünyasının nasıl değişeceğini ise kimse tam olarak bilmiyor.

Gençler hayal kurmak yerine hesap yapıyor

Bence üniversite tercih döneminin en üzücü tarafı da burada.

Gençler artık sadece hayallerini değil, risklerini de hesaplıyor.

“Ben bu mesleği seviyor muyum?” sorusunun yanına “Bu meslek bana iş verecek mi?” sorusunu koyuyor.

Hatta bazı gençler sevdiği bölümü yazmaktan vazgeçip daha fazla iş imkânı olduğunu düşündüğü alanlara yöneliyor.

Bu durumun gençler açısından ne kadar zor olduğunu düşünmek gerekiyor.

Çünkü bir insanın hayatının en önemli kararlarından birini verdiği yaşlarda, hayallerinden önce istihdam tablosuna bakmak zorunda kalması kolay bir durum değil.

Peki üniversite ne için var?

Asıl tartışmamız gereken belki de bu.

Üniversite yalnızca iş gücü yetiştiren bir kurum mu?

Elbette üniversitelerin ekonominin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünü yetiştirmesi gerekiyor. Ancak üniversite eğitiminin amacı yalnızca mezununa iş bulmak da olmamalı.

Üniversite; düşünen, sorgulayan, araştıran, üreten ve kendisini geliştiren bireyler yetiştirmeli.

Fakat bunun yanında gerçek hayatın da bir tarafı var.

Bir genç ailesinin ekonomik imkanlarını kullanarak dört yılını, hatta daha fazlasını üniversite eğitimine ayırıyorsa, mezun olduğunda karşılığını alabileceği bir sistem görmek istiyor.

Bugün gençlerin kara kara düşündüğü nokta tam olarak burası.

“Ya dört yıl sonra elimde sadece diplomam kalırsa?”

Bu soruya verecek güçlü bir cevabımız olmalı.

Çünkü gençlerin geleceğe dair umutlarını yalnızca sınav sonuçlarına ve üniversite tercihlerine bırakmak doğru değil.

Türkiye'nin ihtiyacı, gençlerin "hangi bölümü okursam işsiz kalmam?" diye düşünmek zorunda olmadığı bir eğitim ve istihdam sistemi.

Gençler üniversiteye girerken geleceklerinden korkmamalı.

Bir tercih yaparken hayatını kaybetme korkusu değil, hayatını kurma heyecanı yaşamalı.

Bence bugün üniversite tercih döneminin en büyük meselesi de tam olarak bu.