Türkiye’de yaklaşık 1,7 milyon adayın geleceğe dair planları, yalnızca 120 dakikalık bir KPSS sınavının sonucuna bağlanıyor. Gençler yıllarını bir sınava hazırlanarak geçirirken, kariyerlerini ve hatta hayat planlarını tek bir sınavın sonucuna göre şekillendirmek zorunda kalıyor.

Saatler, haftalar, aylar...

Belki yıllar boyunca çalışıyorsunuz.

Kitaplar, denemeler, konu anlatımları, soru bankaları...

Sosyal hayatınızdan, uykunuzdan, bazen ailenizden ve arkadaşlarınızdan fedakârlık ediyorsunuz.

Sonra bütün bu emeğin karşısına 120 dakika çıkıyor.

Türkiye'de yaklaşık 1,7 milyon insan için mesele tam olarak bu.

Bir sınav.

Bir puan.

Bir sıralama.

Ve ardından hayatın nasıl devam edeceğine dair büyük bir belirsizlik...

Bir sınavdan fazlası

KPSS artık yalnızca kamuya girmek isteyenlerin girdiği bir sınav olmaktan çok daha fazlasını ifade ediyor.

Birçok genç için KPSS, "Hayatımı nasıl kuracağım?" sorusunun cevabı haline gelmiş durumda.

Kimi üniversiteden mezun olur olmaz sınava hazırlanıyor.

Kimi özel sektörde istediği karşılığı bulamadığı için KPSS'ye yöneliyor.

Kimi ise yıllarca başka bir işte çalışıp bir gün "Ben de devlet memuru olmalıyım" diyerek yeniden sınav maratonuna giriyor.

Çünkü kamu istihdamı, birçok kişi için düzenli gelir, iş güvencesi ve öngörülebilir bir yaşam anlamına geliyor.

Ama bunun bedeli de ağır.

Gençler kariyer planlarını yalnızca yeteneklerine, ilgi alanlarına veya hayallerine göre değil, atanabilecekleri kadrolara göre yapıyor.

"Hangi mesleği seviyorum?" değil, "Nereye atanabilirim?"

Bence meselenin en düşündürücü tarafı burada.

Bir genç üniversite tercihinde bulunurken artık sadece "Ben ne olmak istiyorum?" diye düşünmüyor.

"Bu bölümün iş imkânı var mı?"

"Mezun olduğumda KPSS'den kaç puan almam gerekir?"

"Kaç kişi alınacak?"

"Ben atanabilir miyim?"

Sorularıyla geleceğini hesaplıyor.

Yani kariyer planı, giderek daha fazla puan ve kadro hesabına dönüşüyor.

Bir insanın yeteneği, hayali, üretkenliği ve mesleğine duyduğu ilgi elbette önemli. Ancak sistem ona sürekli olarak tek bir şeyi söylüyorsa; "Önce sınavı kazan, sonra hayatına bakarsın", gençlerin de bütün hayatını buna göre şekillendirmesi kaçınılmaz oluyor.

Peki ya o 120 dakika?

Asıl çelişki burada.

Yıllarca eğitim almış insanların bilgi, beceri ve mesleki yeterliliklerini değerlendirmek için birkaç saatlik bir sınav yapıyoruz.

O sınav günü yaşanan stres, heyecan, dikkat dağınıklığı veya birkaç yanlış cevap, adayın sıralamasını değiştirebiliyor.

Sonrasında ise o sıralama, yıllarca beklenen bir kariyerin kapısını açabiliyor veya kapatabiliyor.

Elbette merkezi sınavların belirli bir objektiflik sağladığı savunulabilir.

Ancak insan hayatının bu kadar büyük bir bölümünü tek bir sınav sonucuna bağlamak, üzerinde düşünülmesi gereken bir mesele.

Çünkü insan sadece sınav puanından ibaret değil.

Gençler hayatlarını beklemeye alıyor

KPSS hazırlığı yapan gençlerin en büyük sorunlarından biri de zaman.

"Atanırsam evlenirim."

"Atanırsam şehir değiştiririm."

"Atanırsam kendi evime çıkarım."

"Atanırsam hayatımı kurarım."

Bu cümleler aslında bize çok şey anlatıyor.

Hayat erteleniyor.

Kariyer erteleniyor.

Bazen evlilik erteleniyor.

Bazen başka bir şehirde yeni bir yaşam kurma hayali erteleniyor.

Çünkü bütün bunların önünde bir sınav duruyor.

Ve insan ister istemez soruyor:

Bir ülkenin gençleri hayatlarını neden bu kadar uzun süre bir sınav sonucunu bekleyerek geçirmek zorunda?

Sorun sadece KPSS değil

Burada KPSS'yi suçlamak da doğru değil.

Asıl tartışmamız gereken, eğitim ile istihdam arasındaki kopukluk.

Üniversiteler mezun veriyor.

Gençler diplomalarını alıyor.

Ancak iş dünyası her mezuna yeterli fırsatı sunamıyor.

Kamuda ise sınırlı sayıdaki kadro için milyonlarca insan yarışıyor.

Sonuçta ortaya büyük bir rekabet çıkıyor.

Ve bu rekabetin ortasında gençler, kendi geleceklerini kurmak yerine bir sınavdan gelecek sonucu bekliyor.

Belki de artık "Kaç kişi sınava girdi?" sorusundan daha önemli bir soru sormamız gerekiyor:

Bu insanların kaçı, eğitimini aldığı alanda ve kendi yetenekleri doğrultusunda çalışabilecek?

Çünkü 1,7 milyon insanın kaderini yalnızca 120 dakikaya sığdırmak yerine, bu 1,7 milyon insanın önüne daha fazla seçenek koyabilmeliyiz.

Gençlerin geleceği bir sınav salonuna sıkışmamalı.

Bir insanın hayatındaki 120 dakika elbette önemlidir.

Ama bir insanın yıllarını, hayallerini ve geleceğini belirleyen tek şey 120 dakika olmamalı.

Çünkü gençlerin ihtiyacı daha fazla sınav değil; daha fazla gelecek seçeneği.