Sosyal medyada parlatılan şehir görüntüleriyle sokakta yaşanan gerçek hayat arasındaki fark giderek büyüyor; peki gördüğümüzle yaşadığımız şehir neden aynı değil?
Bir kenti artık sadece sokaklarında yürüyerek tanımıyoruz. Ekrana bakarak da “yaşıyoruz.” Sosyal medyada karşımıza çıkan görüntüler; kalabalık etkinlikler, ışıl ışıl meydanlar, düzenli caddeler… Hepsi bir şehrin vitrini gibi sunuluyor.
Peki o vitrin, gerçeğin ne kadarını yansıtıyor?
Adana gibi büyük ve dinamik şehirlerde bu fark daha belirgin. Bir yanda Portakal Çiçeği Karnavalı’ndan renkli görüntüler, dolup taşan etkinlik alanları, “coşku” vurgusu…
Diğer yanda ise aynı günlerde trafikte saatlerce bekleyen, artan ulaşım ücretleriyle baş etmeye çalışan, gündelik hayatın yükünü sırtlayan insanlar var.
Sosyal medya çoğu zaman bir anı büyütüyor, ama o anın öncesini ve sonrasını göstermiyor.
Sorun, sosyal medyanın varlığı değil; tek gerçek gibi algılanması. Çünkü algoritmalar gerçeği değil, ilgiyi büyütür.
Daha çok izlenen, daha çok paylaşılan içerik öne çıkar. Bu da şehirlerin “en parlak anlarının” sürekli tekrar edilmesine neden olur. Sonuçta ortaya, eksik ama etkileyici bir şehir hikâyesi çıkar.
Burada yerel basının rolü kritik. Yerel gazetecilik, tam da bu boşluğu doldurmak için var. Sadece iyi anları değil, eksikleri, sorunları, vatandaşın sesini de görünür kılmak zorunda.
Çünkü gerçek şehir; hem festival alanında hem de arka sokakta yaşanır. Sadece kürsüde değil, pazarda, dolmuşta, hastane koridorunda da kendini gösterir.
Ancak son yıllarda yerel basın da bu hızın ve görünürlük yarışının etkisi altında. Sosyal medyada daha çok okunmak, daha çok paylaşılmak kaygısı; bazen derinliğin önüne geçebiliyor.
Oysa köşe yazısının gücü tam da burada başlar: Görünmeyeni anlatmakta, gösterilmeyeni sorgulamakta.
Okur için de bir sorumluluk var. Gördüğümüz her görüntüyü “şehrin tamamı” gibi kabul etmek yerine, eksik parçayı sormak gerekiyor. “Bu fotoğrafın dışında ne var?” sorusu, belki de bugünün en gerekli refleksi.
Sonuç basit ama önemli: Sosyal medyada görünen şehir ile yaşanan şehir çoğu zaman aynı değil. Ama bu farkı kapatmak mümkün. Daha dikkatli bir okur, daha sorumlu bir medya ve daha gerçekçi bir anlatı diliyle…
Çünkü bir şehri gerçekten anlamak için, sadece ışığa değil, gölgeye de bakmak gerekir.