Eskiden kol saatleri, ayakkabılar ya da bindiğimiz arabalar sosyal statümüzün birer göstergesiydi. Bugün ise her şey, avucumuzun içine sığan o ışıklı cam levhalarda düğümleniyor.
Akıllı telefonlar artık sadece birer iletişim aracı değil; kim olduğumuzu, nerede durduğumuzu ve (belki de en acısı) ne kadar "değerli" olduğumuzu topluma ilan ettiğimiz modern zaman madalyalarına dönüştü.
Peki, gerçekten teknoloji bizi özgürleştiriyor mu, yoksa bizi taksitlerle örülü bir kafese mi hapsediyor?
256 GB’lık Bir Kimlik Arayışı
Son yıllarda yeni bir model çıktığında mağaza önlerinde oluşan kuyruklar, sadece işlemci hızına duyulan hayranlıktan ibaret değil.
Bir telefonun arkasındaki o logo ya da kamera sayısı, birçokları için "ben buradayım ve güncelim" demenin en kısa yolu haline geldi.
Özellikle ekonomik belirsizliklerin arttığı, alım gücünün zorlandığı bir dönemde; asgari ücretin katbekat üzerinde fiyat etiketine sahip cihazları, 36 ay vadeli kredilerle ya da kredi kartı limitlerini sonuna kadar zorlayarak satın almak rasyonel bir karar mı?
Yoksa bu, toplumsal bir kabul görme çığlığı mı?
Özgürlük Mü, Bağlılık Mı?
Üreticiler her lansmanda "daha fazla özgürlük" vaat ediyor. Daha hızlı internetle her yerden çalışabilir, daha iyi kamerayla her anınızı ölümsüzleştirebilirsiniz.
Ancak madalyonun öteki yüzünde durum farklı.
Cebimizdeki o cihaz bizi mesai saatlerine, bitmek bilmeyen bildirimlere ve "başkaları ne yapıyor?" merakının yarattığı o kıyaslama tuzağına (FOMO) hapsediyor.
Teknoloji bizi özgürleştirecekken; taksit ödemeleri nedeniyle daha fazla çalışmak zorunda kaldığımız, ekran süremiz arttıkça gerçek dünyadan koptuğumuz bir döngüye soktu.
Ne Zaman Durmalı?
Elbette işimiz, hobilerimiz ya da güncel kalma ihtiyacımız için güçlü cihazlara ihtiyacımız var. Ancak bir cihazın değeri, bizim ona yüklediğimiz anlamla ölçülür.
Eğer bir telefon, aylık gelirimizi aşan bir borç yükü getiriyor ve cebimizdeyken bizi dış dünyaya kapatıyorsa; orada teknoloji bize hizmet etmiyor, biz teknolojiye (ve markalara) hizmet ediyoruz demektir.
Gelecek cebimizde, evet.
Ama o geleceğin sahibi biz miyiz, yoksa ödemekte olduğumuz borç senetleri mi?
Belki de en iyi model, bizi borçlandırmayan ve ekranı kapandığında hala kim olduğumuzu bildiğimiz modeldir.