İnsan bazen yaş aldıkça güçleneceğini sanıyor. Oysa bazı sözler, bazı bakışlar ve yıllar boyunca üzerimize kurulan baskılar içimizde öyle derin izler bırakıyor ki, kaç yaşına gelirsek gelelim kendimizi yetersiz hissetmeye devam ediyoruz.
İnsan kaç yaşına gelirse gelsin, bazen kendisini çocuklukta kalmış gibi hissedebilir. Birinin söylediği küçücük bir söz günlerce aklımızdan çıkmaz. Bir eleştiri, bütün başarılarımızı unutturabilir. Bir insanın bizi küçümseyen bakışı, kendi değerimizden şüphe etmemize neden olabilir.
Peki neden?
Çünkü özgüven bir gecede kaybolmaz. Genellikle yavaş yavaş aşınır.
Bazen ailemizden gelir bu baskı. “Sen yapamazsın”, “Senden bir şey olmaz”, “Bak başkaları neler başarıyor” cümleleri çocuklukta duyulur ve yıllar sonra bile insanın zihninde yankılanmaya devam eder.
Bazen bir öğretmen, bir arkadaş, bir sevgili, bir eş, bir yönetici ya da toplumun kendisi bize sürekli neyi yanlış yaptığımızı anlatır.
Biz de bir süre sonra kendi doğrularımızı sorgulamaya başlarız.
İnsanlar neden üzerimizde baskı kurar?
Her baskının altında aynı sebep yoktur.
Kimi insan karşısındakini kontrol etmek ister. Kimi kendi eksikliklerini başkasını küçümseyerek kapatmaya çalışır. Kimi ise kendi doğrularını herkes için geçerli sanır.
Özellikle sınır koyamadığımız ilişkilerde baskı giderek artabilir.
Karşımızdaki kişi her kararımıza müdahale eder. Ne giyeceğimizden kimlerle görüşeceğimize, hangi işi yapacağımızdan nasıl davranacağımıza kadar fikir belirtmeye başlar.
İlk başta bunu “beni düşünüyor” diye yorumlarız.
Sonra “Acaba gerçekten ben mi yanlış yapıyorum?” demeye başlarız.
En tehlikeli nokta da burasıdır.
Çünkü sürekli dışarıdan onay bekleyen insan, bir süre sonra kendi kararlarına güvenemez hale gelir.
Özgüven eksikliği yaşla birlikte kendiliğinden geçmiyor
Toplumda şöyle bir düşünce var:
“İnsan yaş aldıkça olgunlaşır, özgüveni yerine gelir.”
Keşke her zaman böyle olsaydı.
Ama yaş almak ile kendine güvenmek aynı şey değildir.
Otuz yaşına da gelseniz, kırk yaşına da, elli yaşına da… Eğer yıllardır kendinizi başkalarının gözünden değerlendirdiyseniz, yaşınız ilerlese bile içinizdeki o “Acaba yeterli miyim?” sorusu devam edebilir.
Çünkü mesele yaş değil.
Mesele, kendimize nasıl davrandığımız.
Bir insan yıllarca başkalarının onayını arayarak yaşarsa, kendi hayatının merkezinden yavaş yavaş uzaklaşır.
Ne istediğini değil, başkalarının ne isteyeceğini düşünmeye başlar.
“Ben bunu seviyor muyum?” yerine “İnsanlar ne der?” diye sorar.
“Ben bunu yapmak istiyor muyum?” yerine “Benden bunu bekliyorlar mı?” diye düşünür.
Ve sonunda kendi hayatında misafir gibi yaşamaya başlar.
Peki bu döngü nasıl kırılır?
Öncelikle şunu kabul etmek gerekir:
Sizi küçümseyen herkes haklı değildir.
Bir insanın sizin hakkınızda söylediği her söz gerçek değildir.
Biri size “yapamazsın” dedi diye yapamaz değilsiniz.
Biri sizi beğenmedi diye değersiz değilsiniz.
Birinin sizi terk etmesi, sizin sevilmeye layık olmadığınız anlamına gelmez.
Bir işte başarısız olmanız, başarısız bir insan olduğunuz anlamına gelmez.
Hayatta yaptığımız bir hata, bizim kimliğimiz değildir.
Bunu öğrenmek özgüveni yeniden inşa etmenin ilk adımlarından biridir.
Kendimize yeniden güvenmeyi öğrenmeliyiz
Özgüven, sürekli “Ben harikayım” demek değildir.
Özgüven, “Ben her şeyi yapabilirim” demek de değildir.
Gerçek özgüven şudur:
“Her şeyi bilemeyebilirim ama kendime güveniyorum. Hata yaparsam toparlayabilirim.”
İnsan kendine böyle yaklaşmaya başladığında hayat değişir.
Küçük kararları başkalarına sormadan vermek…
Bir ortamda kendi fikrini söylemek…
İstemediğimiz bir şeye “hayır” diyebilmek…
Yanlış yaptığımızda kendimizi yerden yere vurmamak…
Başkasının başarısını kendi başarısızlığımız gibi görmemek…
Bunların her biri özgüveni yeniden kuran küçük ama güçlü adımlardır.
Sınır koymak bencillik değildir
Bence özgüven eksikliğinin en önemli göstergelerinden biri de “hayır” diyememektir.
Çünkü bazı insanlar reddedilmekten, kırmaktan ya da sevilmemekten korktuğu için istemediği şeyleri kabul eder.
Sonra da içten içe kendisine kızar.
Oysa “Hayır” demek kötü insan olmak değildir.
Her isteği kabul etmek iyi insan olmak anlamına gelmediği gibi, kendi sınırlarını korumak da bencillik değildir.
Bazen insanın kendisine verebileceği en büyük değer, başkasını memnun etmek yerine kendi huzurunu seçmesidir.
Başkalarının sesiyle değil, kendi sesimizle yaşamalıyız
Belki de yıllardır kafamızın içinde konuşan ses gerçekten bize ait değil.
Çocukken duyduğumuz bir eleştirinin sesi olabilir.
Geçmişte bizi küçümseyen birinin sesi olabilir.
Bizi sürekli başkalarıyla kıyaslayan birinin sesi olabilir.
Ama artık yetişkiniz.
Kendi hayatımızın sorumluluğunu alabilecek yaştayız.
Bu yüzden kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
“Ben gerçekten böyle mi düşünüyorum, yoksa bana yıllardır böyle düşünmem öğretildiği için mi böyle hissediyorum?”
Bu soru bazen insanın hayatında büyük bir kapı açar.
Çünkü özgüven, başkalarının bizim hakkımızdaki düşüncelerini susturmakla değil, kendi düşüncemizi yeniden duymakla başlar.
Kaç yaşına gelirsek gelelim, yeniden başlayabiliriz
Bunun bir yaşı yok.
Yirmi yaşında da başlayabilirsiniz.
Otuzunda da…
Kırkında, ellisinde hatta çok daha ileri yaşlarda bile.
Çünkü insanın kendisiyle ilişkisini değiştirmesi için hiçbir zaman geç değildir.
Belki bugüne kadar çok eleştirildiniz.
Belki hep birileriyle kıyaslandınız.
Belki yaptığınız hiçbir şey yeterli bulunmadı.
Belki sizi sevmesi gereken insanlar bile size kendinizi yetersiz hissettirdi.
Ama artık geçmişte yaşananların hayatınızın geri kalanını yönetmesine izin vermek zorunda değilsiniz.
Çünkü geçmişte size söylenenler sizin geleceğiniz olmak zorunda değil.
Kendimize biraz daha iyi davranalım
Hayat zaten yeterince zor.
Bir de insanın kendi içinde sürekli kendisini eleştirmesi, kendisini başkalarıyla kıyaslaması ve sürekli eksiklerini araması hayatı daha da ağırlaştırıyor.
Oysa kendimize, sevdiğimiz bir arkadaşımıza davrandığımız kadar anlayışlı davranmayı öğrenmeliyiz.
Hata yaptığımızda…
Kaybettiğimizde…
Başaramadığımızda…
Reddedildiğimizde…
Kendimize düşman olmak yerine yanımızda durmalıyız.
Çünkü insanın hayatında en uzun süre yanında olacak kişi yine kendisidir.
Ve belki de yıllardır başkalarından beklediğimiz o cümleyi artık kendimize söylemenin zamanı gelmiştir:
“Sen yeterlisin.”
Mükemmel olduğumuz için değil.
Hiç hata yapmadığımız için değil.
Herkes tarafından sevildiğimiz için hiç değil.
Sadece insan olduğumuz için…
Kendi hayatımızı yaşamayı, kendi kararlarımızı vermeyi ve kendimize güvenmeyi hak ettiğimiz için.
Unutmayalım; bazı insanların üzerimizde kurduğu baskıyı bir anda ortadan kaldıramayabiliriz. Ama onların sesini içimizde taşımaya devam edip etmeyeceğimize karar verebiliriz.
Belki de özgüveni yeniden kazanmak, dünyaya “Ben çok güçlüyüm” diye bağırmak değildir.
Bazen sadece aynaya bakıp sessizce şunu söyleyebilmektir:
“Artık kendimden şüphe etmek yerine kendime bir şans vereceğim.”
İşte insanın kendisine verdiği o ilk şans, çoğu zaman yeni bir hayatın başlangıcıdır.
