Sosyal medya bize gerçekten ilham mı veriyor, yoksa yavaş yavaş hepimizi aynı kalıba mı sokuyor? Belki de asıl mesele başkası gibi görünmek isterken, kendimiz olmaktan vazgeçmemizdir.

Eskiden insanlar birbirini mahallesinde tanırdı. Kimin nasıl giyindiğini, nasıl konuştuğunu, nelerden hoşlandığını birkaç sokak bilirdi. Şimdi ise milyonlarca insanın hayatına tek bir dokunuşla girebiliyoruz. İşte tam da burada başlıyor içimizi sessizce kemiren o duygu: "Ben neden onun gibi değilim?"

Sosyal medya aslında bir paylaşım alanı olarak hayatımıza girdi. Kimimiz gittiği yeri gösterdi, kimimiz sevdiği şarkıyı paylaştı. Sonra işler değişti. Artık herkes en mutlu anını değil, en kusursuz halini göstermeye başladı. Filtreler, düzenlenmiş fotoğraflar, kusursuz ciltler, marka kıyafetler, lüks mekanlar... Gerçek hayat yerini vitrinlere bıraktı.

Ve yeni nesil, gözünü açtığı andan itibaren bu vitrinin içinde büyüyor.

Bir gencin artık "Ben neyi seviyorum?" sorusundan önce "İnsanlar neyi beğeniyor?" sorusunu sorması ne kadar acı...

Aynı ayakkabıyı giymek istiyorlar. Aynı telefonu kullanmak, aynı kafede fotoğraf çekilmek, aynı kahveyi içmek, aynı şarkıyı dinlemek, aynı saç modelini yaptırmak... Çünkü farklı olmak cesaret isterken, benzemek daha güvenli geliyor.

Oysa herkes birbirine benzediğinde, kim gerçekten kendisi kalabiliyor?

En çok da "özenmek" ile başlayan yolculuk düşündürüyor beni.

Birini beğenmek çok doğal. Başarısını takdir etmek de öyle. Ama özenmek zamanla kıyaslamaya, kıyaslama ise kıskançlığa dönüşüyor. İnsan farkında olmadan kendi hayatını değersiz görmeye başlıyor.

"Onun tatili daha güzel."

"Onun evi daha büyük."

"Ben neden böyle değilim?"

Bu cümleler belki yüksek sesle söylenmiyor ama ekranın karşısında sessizce kuruluyor zihnimizde.

İşin en acı tarafı ise kıyasladığımız hayatların çoğunun gerçek olmaması.

Kimse ağladığı anı paylaşmıyor.

Kimse borçlarını anlatmıyor.

Kimse ailesiyle yaşadığı sorunları göstermiyor.

Kimse başarısız olduğu günleri paylaşmıyor.

Ama biz yalnızca en parlak karelere bakıp kendi hayatımızı eksik sanıyoruz.

Yeni neslin en büyük yükü belki de bu...

Sürekli görünür olma çabası.

Artık güzel olmak yetmiyor; beğenilmek gerekiyor.

Başarılı olmak yetmiyor; paylaşılabilir olmak gerekiyor.

Mutlu olmak bile yetmiyor; mutlu görünmek gerekiyor.

Sanki yaşamak için değil de paylaşmak için yaşıyoruz.

Bir kafeye gidildiğinde kahve soğuyor ama fotoğraf mutlaka çekiliyor.

Deniz kenarında gün batımı izlenmiyor, önce hikâye atılıyor.

Yemek yenmeden önce telefon doyuyor.

Belki de en büyük yalnızlığımız burada başlıyor.

Binlerce takipçisi olan ama derdini anlatacak tek bir dostu olmayan insanlar çoğalıyor.

Sosyal medya elbette kötü değil. Doğru kullanıldığında bilgiye ulaşmayı kolaylaştırıyor, ilham veriyor, insanları buluşturuyor. Sorun sosyal medyanın kendisi değil; ona yüklediğimiz anlam.

Beğeni sayısını değerimiz sanıyoruz.

Takipçi sayısını başarı zannediyoruz.

İzlenme rakamlarını mutlulukla karıştırıyoruz.

Oysa insanın değeri ekranın sağ üst köşesinde yazan rakamlarla ölçülemez.

Bazen düşünüyorum...

Bugünün çocukları çamura basmaktan korkuyor ama dijital dünyanın içine korkusuzca dalıyor.

Ağaçlara tırmanmıyor ama saatlerce ekran kaydırabiliyor.

Komşusunu tanımıyor ama dünyanın öbür ucundaki fenomenin doğum gününü biliyor.

Belki teknoloji değişti, zaman değişti. Buna karşı çıkmak mümkün değil. Ama değişmemesi gereken bir şey var: Kendimiz olabilmek.

Çünkü insan başkasına benzeyerek mutlu olamaz.

Başkalarının hayatını kopyalayarak kendi hikâyesini yazamaz.

Ve en önemlisi...

Herkes aynı olmaya çalışırsa, dünyayı güzelleştiren farklılıklarımızı kaybederiz.

Belki de artık gençlere sürekli "Daha başarılı ol." demek yerine, "Kendin ol." demeyi öğretmeliyiz.

Çünkü bu çağın en büyük cesareti, başkası gibi görünmek değil; tüm baskılara rağmen kendin olarak kalabilmektir.

Telefon ekranını kapattığımızda aynada gördüğümüz kişiyle barışık olabiliyorsak, işte o zaman gerçekten kazanmışız demektir. Geriye kalan her şey ise birkaç saniyelik bir beğeni, birkaç saatlik bir gündem ve hızla unutulan bir ekrandan ibaret.