Bazı yaralar gözle görülmez, bazı kırgınlıklar dile gelmez. Kalbin en derin çatlakları, söylenmeyen sözler ve gösterilmeyen sevgilerle oluşur.
Hayatın en ağır yükü bazen omuzlarımızda değil, kalbimizin tam ortasında taşınır. İnsan çoğu zaman düştüğü için değil, kırıldığı için yorulur. Çünkü bedenin yaraları zamanla kabuk bağlar ama kalbin aldığı bazı darbeler, yıllar geçse de ilk günkü gibi sızlamaya devam eder.
Peki, kalbimizi en çok ne kırar?
İlk akla gelen cevap; ihanet, yalan ya da ayrılık olabilir. Oysa biraz durup düşündüğümüzde, kalbi en çok kıran şeylerin aslında bunların çok daha derininde saklandığını fark ederiz.
Kalbimizi en çok, değer verdiğimiz insanların bizi değersiz hissettirmesi kırar.
Çünkü insan, yabancıların söylediklerini kolay unutur. Sokakta tanımadığı birinin kaba davranışı birkaç saat sonra aklından çıkar. Ama sevdiği bir insanın küçümseyen bakışı, umursamayan tavrı ya da "Sen abartıyorsun." diyerek hislerini yok sayması yıllarca hafızasında yaşamaya devam eder.
Kalp, sevmediğinden darbe almaz.
En büyük yaraları hep en çok sevdiklerimiz açar.
Çünkü güven, kırılmaya en müsait duygudur.
Kalbimizi kıran şeylerden biri de anlaşılmamaktır.
Herkes konuşur ama çok az insan gerçekten dinler.
Birçok insan cevap vermek için dinler, anlamak için değil.
Oysa bazen insanın ihtiyacı uzun nasihatler değildir. Sadece karşısındaki kişinin gözlerinin içine bakarak "Seni anlıyorum." demesidir.
Ne gariptir ki insanlar aynı evde yaşar ama birbirlerinin yalnızlığını göremez.
Aynı sofraya oturur ama aynı duyguyu paylaşamaz.
Aynı cümleleri kurar ama farklı hayatlar yaşarlar.
İşte o zaman insan, kalabalıkların içinde bile yapayalnız hisseder.
Ve yalnızlık...
Kalbi sessizce kıran en güçlü duygulardan biridir.
Beklentiler de kalbin görünmeyen kırıklarıdır.
Kimse kimseyi üzmek için yola çıkmaz belki.
Ama insanlar birbirlerinden bekledikleri sevgiyi, ilgiyi, sadakati ve anlayışı göremediklerinde kırılırlar.
Beklentinin fazlası elbette hayal kırıklığı doğurabilir.
Fakat mesele beklentinin büyüklüğü değildir.
Mesele, insanın en doğal ihtiyaçlarının bile karşılıksız kalmasıdır.
Bir mesaj beklemek...
Bir arama beklemek...
Doğum gününde hatırlanmayı beklemek...
Hasta olduğunda "Nasıl oldun?" diye sorulmasını beklemek...
Bunlar lüks değildir.
Bunlar insan olmanın en sade ihtiyaçlarıdır.
Ve karşılık bulmadığında kalbin içinde sessiz çatlaklar oluşur.
İnsan bazen başkalarının söyledikleriyle değil, söylemedikleriyle kırılır.
"Yanındayım." denmemesi...
"Geçmiş olsun." mesajının gelmemesi...
"Seninle gurur duyuyorum." cümlesinin hiç kurulmamış olması...
Belki de hayatımız boyunca en çok eksikliğini hissettiğimiz cümleler bunlardır.
Çünkü bazı kelimeler söylenmediğinde sadece sessizlik oluşmaz.
Bir boşluk oluşur.
O boşluğu ne zaman ne de başka insanlar kolayca doldurabilir.
Kalbimizi en çok kıran şeylerden biri de haksızlıktır.
Kendimizi anlatamadığımız anlar...
Doğru olduğumuz halde suçlandığımız zamanlar...
Emek verdiğimiz halde görülmediğimiz günler...
Bir insanın emeğinin görünmez olması kadar ağır gelen çok az şey vardır.
Çünkü herkes takdir edilmek ister.
Bir teşekkür bazen maaştan daha değerlidir.
Bir "İyi ki varsın." cümlesi bazen yılların yorgunluğunu alır.
Ama insanlar çoğu zaman eleştirmekte cömert, teşekkür etmekte cimridir.
Bir başka kırgınlık ise değişen insanlardır.
Aslında insanlar mı değişir, yoksa biz mi onları gerçek halleriyle geç tanırız?
Belki de ikisi de...
Bir zamanlar saatlerce konuştuğunuz biri gün gelir birkaç kelimeyi bile size çok görür.
Eskiden sizi merak eden biri zamanla sizi tanımayan biri gibi davranabilir.
Hayat değiştirir.
Makam değiştirir.
Para değiştirir.
Çevre değiştirir.
Ama en çok da çıkar ilişkileri değiştirir insanı.
İşte o zaman insan sadece karşısındakine değil, kendi seçimine de kırılır.
"Ben seni nasıl bu kadar yanlış tanımışım?" diye düşünür.
Kalbi yoran bir başka duygu ise kıyaslanmaktır.
"Bak, o senden daha başarılı."
"Keşke onun gibi olsan."
"Sen neden yapamıyorsun?"
Bu cümleler sadece özgüveni değil, insanın kendine olan sevgisini de yavaş yavaş tüketir.
Oysa herkesin yolu farklıdır.
Kimisi yirmisinde başarır.
Kimisi kırkında.
Kimisi ellisinde yeniden başlar.
Hayat bir yarış değilken, insanlar birbirini sürekli yarıştırır.
Sonra da neden mutsuz olduğumuzu anlamaya çalışırız.
Belki de kalbimizi en çok kıran şeylerden biri, kendimize yaptıklarımızdır.
Sürekli kendimizi suçlamak...
Hep eksik hissetmek...
Başkalarını mutlu ederken kendimizi unutmak...
"Biraz daha dayan." diyerek yıllarca kendi acımızı ertelemek...
Kendimize gösteremediğimiz merhameti başkalarına dağıtırken tükenmek...
İnsan bazen en büyük haksızlığı kendine yapar.
Kendi değerini başkalarının sevgisine bağlar.
Oysa insanın değeri, alkışlandığında artmaz; yalnız kaldığında da azalmaz.
Hayat bize şunu öğretiyor:
Kalp cam gibi değildir.
Çünkü cam bir kez kırılır.
Kalp ise defalarca kırılır ama yine de sevmeye devam eder.
İnanmaya devam eder.
Güvenmeye devam eder.
Belki biraz daha temkinli...
Belki biraz daha sessiz...
Ama yine de umut etmeyi bırakmaz.
İnsan olmanın en güzel yanı da budur.
Kırıla kırıla güçlenmek...
Eksile eksile olgunlaşmak...
Kaybede kaybede değer bilmeyi öğrenmek...
Ve bir gün, bizi gerçekten seven insanların sayısının çokluğunun değil, varlığının önemli olduğunu anlamak.
Çünkü hayatın sonunda geriye büyük başarılar değil, kalbimize iyi gelen insanlar kalır.
Bize kendimizi olduğumuz gibi hissettirenler...
Yargılamadan dinleyenler...
Zor günümüzde kapımızı çalanlar...
Sessizliğimizi bile anlayanlar...
İşte onlar, kırılmış bir kalbin en güzel ilacıdır.
Belki de kalbimizi en çok kıran şey, sevgisizlik değildir.
Sevginin var olduğuna inanıp onu görememektir.
Çünkü insan, sevmediği için değil; sevildiğini hissedemediği için yorulur.
Bu yüzden bugün, belki de yapmamız gereken en önemli şey; kırılan kalplerimizi suçlamak değil, onları onarmaya cesaret etmektir.
Bir teşekkür etmek...
Bir özür dilemek...
Birini gerçekten dinlemek...
Sevdiğimize onu sevdiğimizi söylemek...
Ve en önemlisi, kendi kalbimize de hak ettiği değeri vermek...
Çünkü bazı kırıklar zamanla kapanır.
Ama bazı kırıklar, yalnızca sevgiyle iyileşir.
Ve bazı yaralar can kırıkları olarak kalır…
Bugünün şarkı önerileri: Şebnem Ferah- Bir kalp kırıldığında
Mabel Matiz- Can Bonomo: Kalbi hepten kırıklara