Yaz geldiğinde herkesin aklına deniz, güneş ve birkaç gün dinlenmek gelir. Ama bugün Türkiye'de milyonlarca asgari ücretli için tatil planı yapmak bile hayal oldu.

Yaz mevsimi denince aklımıza hep aynı cümle gelir; "Bu yıl tatile nereye gidelim?"

Eskiden bu soru orta gelirli ailelerin en doğal konuşmalarından biriydi. Şimdi ise başka bir soruya dönüştü:

"Bu yıl tatile gidebilecek miyiz?"

Ne yazık ki milyonlarca insan için bunun cevabı "Hayır."

Türkiye'de çalışan milyonlarca asgari ücretli, yıl boyunca emeğinin karşılığını almaya çalışırken bırakın tatil yapmayı, ay sonunu getirme hesabı yapıyor. Oysa tatil sadece denize girmek değildir. İnsan zihninin dinlenmesi, çocukların yeni yerler görmesi, ailelerin birlikte kaliteli zaman geçirmesi de bir ihtiyaçtır.

Fakat bugün ihtiyaç dediğimiz şey, yavaş yavaş lüks kategorisine taşınıyor.

Resmî verilere bakalım.

TÜİK'in açıkladığı verilere göre yıllık enflasyon son aylarda gerileme eğilimi gösterse de özellikle lokanta, otel, ulaşım ve hizmet sektöründeki fiyat artışları vatandaşın cebindeki yükü hafifletmiyor. Markette, akaryakıtta, konaklamada ve yeme içmede hissedilen gerçek maliyetler, tatil bütçelerini her geçen yıl daha da büyütüyor.

Şimdi basit bir hesap yapalım.

Dört kişilik bir ailenin kendi aracıyla Akdeniz'de beş günlük mütevazı bir tatil yapmak istediğini düşünelim.

Bir pansiyon ya da üç yıldızlı otelde gecelik ortalama 5-6 bin liralık bir oda bulsa, sadece konaklama için yaklaşık 25-30 bin lira gerekiyor.

Yol masrafı...

Yakıt...

Otoyol ücretleri...

Günde üç öğün yemek...

Çocukların dondurması...

Şezlong, şemsiye, içecek...

Küçük bir hatıra alışverişi...

Bunların hepsini topladığınızda beş günlük mütevazı bir tatilin faturası rahatlıkla 45-60 bin liraya ulaşıyor.

Şimdi bunu asgari ücretle karşılaştırın.

Bir ailenin yalnızca birkaç gün dinlenebilmesi için neredeyse bir aylık, hatta birçok durumda bir aydan fazla gelirini harcaması gerekiyor.

Peki ya yurt dışı?

İşin en şaşırtıcı tarafı burada başlıyor.

Bugün birçok seyahat firmasının sunduğu üç gecelik Balkan turları, erken rezervasyon dönemlerinde ulaşım ve konaklama dahil 30-40 bin lira bandından başlayabiliyor. Vizesiz destinasyonlara yönelik paketlerde uçak bileti ve otel dahil fiyatlar, Türkiye'deki bazı sahil otellerinin yalnızca konaklama ücretine yaklaşmış durumda.

Bu tablo insanı ister istemez düşündürüyor.

Kendi ülkesinde tatil yapmak, başka bir ülkeye gitmekten neden daha pahalı hale geldi?

Elbette her tur aynı fiyat değil. Döviz kuru, sezon yoğunluğu ve tercih edilen ülkeye göre maliyetler değişiyor. Ancak gelinen noktada, "Antalya mı, Balkanlar mı?" sorusunun ekonomik bir karşılaştırmaya dönüşmesi bile başlı başına dikkat çekici.

TÜİK verileri bize enflasyonun belirli oranlarda gerilediğini söylüyor.

Vatandaş ise market poşetine, elektrik faturasına, kira bedeline ve tatil fiyatlarına bakarak kendi hesabını yapıyor.

Ekonomide bazen rakamlarla hissedilen hayat aynı yerde buluşmuyor.

İnsanlar artık "Tatil için nereye gidelim?" demiyor.

"Dört günlüğüne gitsek bütçemiz çöker mi?" diye hesap yapıyor.

Belki de en üzücü olan çocukların kurduğu cümleler.

"Bu yaz denize gidecek miyiz?"

Bu soruya cevap vermekte zorlanan binlerce anne baba var.

Çünkü mesele istememek değil.

Mesele gücünün yetmemesi.

Tatil, çalışan insanın ödülü olmalıdır.

Bir yıl boyunca çalışan bir emekçinin birkaç gün dinlenebilmesi sosyal devlet anlayışının da önemli göstergelerinden biridir. Dinlenmek lüks değil, insani bir ihtiyaçtır.

Bugün birçok aile çözümü günübirlik pikniklerde, akraba ziyaretlerinde ya da balkonunda serinlemeye çalışarak buluyor.

Kimse beş yıldızlı otel istemiyor.

Kimse sınırsız açık büfe peşinde değil.

İnsanlar sadece çocuklarına birkaç güzel anı bırakmak istiyor.

Belki bir gün denize girmek...

Belki akşam sahilde yürümek...

Belki de yıllarca çalışmanın yorgunluğunu birkaç günlüğüne unutabilmek...

Bunlar çok büyük hayaller olmamalı.

Bir ülkenin refahı yalnızca büyüme rakamlarıyla değil, vatandaşının yılda birkaç gün nefes alabilecek imkâna sahip olup olmadığıyla da ölçülür.

Çünkü tatil, zenginlerin ayrıcalığı değil; emeğiyle geçinen insanların da en doğal hakkıdır.