Asgari ücretin temel ihtiyaçlara ancak yettiği bir ekonomik tabloda, tiyatro, konser ve sinema birçok genç için artık sosyal yaşamın değil, ulaşılamayan hayallerin parçası haline geliyor.

Bir ülkenin geleceğini anlamak istiyorsanız gençlerinin ne kadar güldüğüne, ne kadar okuduğuna, ne kadar sanatla buluşabildiğine bakın derler. Çünkü sanat; yalnızca eğlenmek değil, düşünmek, sorgulamak, üretmek ve hayal kurmaktır. Ne yazık ki bugün Türkiye'de gençlerin önemli bir bölümü hayal kurmaktan önce ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) yaşam koşulları ve kültürel katılıma ilişkin araştırmaları, kültür ve sanat etkinliklerine katılımın ekonomik nedenlerle sınırlı kaldığını gösteriyor. Özellikle düşük gelir grubunda bulunan bireyler, sinema, tiyatro, konser ya da benzeri etkinliklere düzenli olarak katılamıyor. Bunun temel nedeni ise bütçe yetersizliği.

Bugün bir genç arkadaş grubuyla sinemaya gitmek istese önce bilet fiyatına bakıyor. Büyük şehirlerde sinema biletleri 300 TL'ye yaklaşırken, patlamış mısır ve içecekle birlikte kişi başı harcama 500 TL'yi aşabiliyor. Dört kişilik bir arkadaş grubunun yalnızca bir sinema akşamı için yaptığı harcama neredeyse 2 bin lirayı buluyor.

Konserler ise artık çok daha uzak bir hayal. Sevilen bir sanatçının konser bileti binlerce liradan başlıyor. Ulaşım, yiyecek ve diğer masraflar eklendiğinde tek gecelik bir konser deneyimi birçok gencin aylık bütçesini zorlayacak seviyeye ulaşıyor.

Tiyatro ise yıllarca toplumun en ulaşılabilir sanat dallarından biri olarak görüldü. Ancak bugün özel tiyatroların bilet fiyatları da birçok öğrencinin veya asgari ücretli çalışanın bütçesini aşıyor. Üstelik sadece bilet değil, ulaşım ve günlük harcamalar da hesaba katıldığında tiyatroya gitmek bile plan yapılması gereken bir harcamaya dönüşüyor.

Asgari ücretle çalışan bir genci düşünelim. Maaşının önemli bir kısmı kira, fatura, ulaşım ve gıda giderlerine ayrılıyor. TÜİK'in açıkladığı tüketim harcamalarına ilişkin veriler de hane bütçesinde en büyük payın barınma ve gıdaya gittiğini ortaya koyuyor. Geriye kalan gelir ise çoğu zaman ayın sonunu getirmeye bile yetmiyor. Böyle bir tabloda kültür ve sanat harcamaları doğal olarak ilk vazgeçilen kalem oluyor.

Oysa gelişmiş ülkelerde kültür ve sanat yalnızca ekonomik durumu iyi olan insanların ulaşabildiği ayrıcalıklar değildir. Gençlerin tiyatro salonlarını doldurması, sinema filmlerini izleyebilmesi, konserlerde sevdiği sanatçılarla buluşabilmesi sosyal yaşamın doğal bir parçasıdır. Çünkü sanat toplumun ortak hafızasını güçlendirir, farklı fikirlerin gelişmesini sağlar ve bireyin kendini ifade etmesine katkı sunar.

Bugün birçok üniversite öğrencisi "Bu ay sinemaya mı gideyim, yoksa ulaşım kartımı mı doldurayım?" ikilemini yaşıyor. Gençler bir konser afişini gördüğünde ilk olarak sanatçıyı değil, bilet fiyatını konuşuyor. Kültür etkinlikleri heyecan değil, hesap makinesiyle değerlendiriliyor.

Asıl kaybedilen ise yalnızca birkaç saatlik eğlence değil. Kaybedilen; sosyalleşme imkânı, kültürel gelişim, yeni fikirlerle tanışma ve en önemlisi gençliğin en güzel yıllarıdır. Çünkü gençlik geri gelmiyor. Kaçırılan konserler, izlenemeyen tiyatro oyunları ve gidilemeyen sinemalar yalnızca etkinlik olarak değil, bir neslin ortak anıları olarak da eksik kalıyor.

Bir ülkenin kalkınması yalnızca yollar, köprüler ve binalarla ölçülmez. Gençlerinin kitap okuyabildiği, tiyatro izleyebildiği, konserlere katılabildiği ve sanatla iç içe yaşayabildiği bir toplum gerçek anlamda gelişmiş sayılır. Kültür ve sanat lüks değil, yaşamın vazgeçilmez bir parçasıdır.

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi: Gençler neden tiyatroya gitmiyor? Neden konser salonları onlar için ulaşılmaz hale geldi? Cevap aslında oldukça basit. İstemedikleri için değil, bütçeleri yetmediği için. Sanattan uzak kalan bir gençlik yalnızca eğlencesini değil, geleceğini de kaybetme riskiyle karşı karşıya kalıyor.