Kahve sadece bir içecek değildir. Bu memlekette kahve, insanın insanı anlama çabasının sıcak bir fincanda vücut bulmuş hâlidir. 5 Aralık Dünya Türk Kahvesi Günü yaklaşırken, aklımı en çok kurcalayan şey şu: Biz gerçekten hâlâ bir fincan kahvenin kırk yıl hatırına sahip çıkabiliyor muyuz? Yoksa hatırlar tıpkı sohbetler gibi hızla buharlaşıp gidiyor mu?
Kahvenin kokusu, yüzyıllardır bu topraklarda kapı eşiğinden sofraya, komşu muhabbetinden gelin odasına kadar her yere sinmiş bir kültürün parolasıdır. Ama modern hayat o kokunun izini fena hâlde siliyor. Bugün kahve hâlâ var, evet; ama kahvenin anlamı… İşte onun başı biraz dertte.
Eskiden kahve, aceleye gelmeyen bir hâlin içeceğiydi. O fincan masaya konduğunda zaman yavaşlar, söz ağırlaşırdı. Bir dert anlatılacaksa kahvenin köpüğü biraz daha bekletilir, bir müjde verilecekse fincan daha bir özenle tutulurdu. Kahve, bir insanın başka bir insana ayırdığı vakti simgelerdi. Şimdi? Birçoğumuz kahveyi sohbetle değil, ekranla tüketiyoruz; bir fincanın hatırı var ama o hatır kime kalıyor?
“Hatır” kelimesi bu toplumun en zarif mirası aslında. Sadece geçmişi değil, geleceği de bağlayan ince bir söz. Birine kahve ikram ettiğinizde, aslında “Seni önemsiyorum, seni dinlemek istiyorum” dersiniz. Biz bugün bu nezaketi hâlâ taşıyor muyuz? Yoksa herkes kendi telaşında, kendi rutininin çemberinde mi?
5 Aralık vesilesiyle soruyorum: Kahve kültürümüz değişiyor olabilir, buna itirazım yok. Zaman değişir, hayat değişir; kupalar büyür, köpük azalır, süsü artar… Ama kahveyi kahve yapan o derinlik, o insani duruş, o sohbetin kutsiyeti kaybolmasın. Çünkü kahvenin hatırı aslında toplumun hafızasıdır. Birbirimizi anlamaktan, birbirimize vakit ayırmaktan, bir bardak sıcaklığın etrafında insanlaşmaktan doğar.
Belki de asıl kutlamamız gereken şey, kahveden çok o hatırın hâlâ içimizde bir yerlerde yaşamaya devam etmesi. Bir fincan kahve, bir dürüst bakış, iki samimi cümle… Bazen taş gibi ağırlaşan hayatı yumuşatmak için bunlar bile yetiyor.
Yarın bir kahve pişirin. Köpüğü bol olsun, hatırı daha bol olsun. Ama en önemlisi, birine “Gel, iki dakika otur” deme cesaretiniz olsun. Çünkü kahve aslında kültürel değil, insani bir davettir. Ve o daveti yaşatabildiğimiz sürece bu toplumun hafızası da, geleceği de diri kalır.
Hatıra bir fincan kahve değil; hatıra, o fincanın etrafında kurulan bağdır. Bu bağı kaybetmeyelim.