Adana’da uzun süren kuraklığın ardından başlayan yağmur, hem çiftçiye hem kente nefes oldu. Dünden bu yana ara ara yağan yağışlar, Adana’nın nihayet kışa kavuştuğunu hissettirdi.

Aylarca gökyüzüne bakıp aynı soruyu sorduk: “Ya hiç mi yağmayacak?”

Adana, bu yıl ilk kez bu kadar uzun bir kuraklıkla sınandı. Toprak çatladı, baraj seviyeleri alarm verdi, narenciye üreticisiyle buğday ekicisi aynı çaresizlikte buluştu. Sokakta yaşlı amcalar bile “Ben böyle kuraklık görmedim” der oldu. Kent, sanki güneşin altında sabitlenmiş bir kavanoz gibiydi; su, nefes ve serinlik yoktu.

Ve dün…
Beklenen misafir, sessizce kapıyı çaldı.

Adana’ya yağmur düştü.

Öyle bir yağmur ki, kimini şaşırttı, kimini sevindirdi; balkona çıkıp “Oh be!” dedirten, çocukları cama toplayan, çiftçinin yüzüne uzun zamandır ilk kez umut konduran bir yağmur… Ara ara yağdı, usul usul inip çekildi. Ama her damlası, “Kış geldim” diye haber verdi.

Bu şehir yağmuru sever aslında. Çünkü bilir ki yağmur; sadece su değildir.
Toprağın yaralarını yıkar, havasını temizler, bereket taşır.
Sokak lambalarının altında tane tane düşen o damlalar, her yıl bize kışın ritmini hatırlatır.

Kuraklıkla boğuşan Adana için bu yağmur, sadece mevsimsel bir dönüşüm değil; bir nefes alma, bir umut tazeleme anıdır. Çünkü çiftçi, tarlasındaki her filizin yeniden canlanabileceğini düşünür. Şehir, nem kokusunu içine çeker. İnsan, üzerindeki ağırlığın biraz hafiflediğini hisseder.

Uzun zamandır kavurucu sıcaklara, rutubetsiz bir boğulmuşluğa mahkûm olan Adana, nihayet kışa kavuştu.

Belki henüz şemsiyeleri tam açmadık, montların düğmelerini iliklemedik ama hava “Ben artık kışım” diye fısıldıyor.

Yağmur devam eder mi bilinmez…
Barajlar dolar mı, toprak tam anlamıyla nefes alır mı, bunları zaman gösterecek.

Ama şunu biliyoruz:
Her kış, bir umutla başlar.
Ve Adana için o umut, dün yağmaya başlayan o ilk damlayla çoktan filiz verdi.