Bugün gazetecilere verilmeyen yeşil pasaportu konuşmak, aslında bir ayrıcalığı değil; bir çelişkiyi konuşmaktır. Çünkü yeşil pasaport meselesi, gazeteciler açısından yalnızca bir seyahat belgesi değil, mesleğin devlet nezdinde nasıl görüldüğünün de açık bir göstergesidir.

Yıllardır pek çok meslek grubu bu haktan yararlanırken, kamu adına denetim yapan, bilgi toplayan, dünyayı yerinde izleyip kamuoyuna aktaran gazeteciler bu listenin dışında tutuluyor. Üstelik bu durum yeni değil; defalarca gündeme geldi, sözler verildi, umutlar oluşturuldu ama sonuç değişmedi.

Gazeteci Dünyayı Uzaktan mı Anlayacak?

Gazetecilik, masa başında biten bir meslek değildir.
Uluslararası toplantılar, spor organizasyonları, diplomatik temaslar, kriz bölgeleri, kültürel etkinlikler… Bunların tamamı sahada olmayı gerektirir. Ama gazeteciye deniyor ki:
“Dünyayı izle ama gitme.”
“Yorum yap ama yerinde görme.”

Bu, mesleğin doğasına aykırıdır.

Yeşil pasaport, gazeteciye bir lüks değil; mesleki kolaylık sağlar. Kamu adına görev yapan, uluslararası gelişmeleri izleyen, Türkiye’yi dünyaya anlatan bir meslek grubunun bu hakkın dışında tutulması, izahı zor bir tercihtir.

Sözler Var, Karşılığı Yok

Gazeteciler bu konuda yıllardır aynı cümleleri duyuyor:
“Gündemimizde.”
“Çalışma yapılıyor.”
“Yakın zamanda çözülecek.”

Ama her düzenlemede listeler güncellenirken gazeteciler yine yok.
Bu durum artık bir ihmal değil, alışkanlığa dönüşmüş bir yok sayma halidir.

Üstelik işin ironik tarafı şu:
Bu ülkede alınan pek çok kararı ilk öğrenen, ilk yazan, ilk kamuoyuna duyuran gazeteciler…
Ama o kararların getirdiği haklardan yararlanamayan yine gazeteciler.

Basın Özgürlüğü Sadece Sözle Olmaz

Basın özgürlüğü, yalnızca “yazabilirsiniz” demek değildir.
Çalışma koşullarını kolaylaştırmak, mesleği itibarlı kılmak, gazeteciyi güvenceli hale getirmek de bu özgürlüğün bir parçasıdır.

Yeşil pasaport meselesi de tam burada duruyor.
Bu hak verilmediği sürece gazetecilere verilen değer, ne yazık ki sözde kalıyor.

Bir Ayrıcalık Değil, Bir Tanıma Meselesi

Gazeteciler yeşil pasaport isterken “biz daha üstünüz” demiyor.
Sadece şunu söylüyorlar:
“Biz de kamu yararı için çalışan bir meslek grubuyuz.”

Bu talep, bir imtiyaz arayışı değil; mesleğin tanınması talebidir.

Gazeteciler bugün yine görev başında.
Yine yazıyorlar, yine sorguluyorlar, yine anlatıyorlar.
Ama kendi hakları söz konusu olduğunda, manşetlere bile taşınmayan bir sessizlikle karşılaşıyorlar.

Yeşil pasaport, gazeteciler için bir semboldür.
O sembol, verilmediği sürece şu soru hep havada kalacaktır:

Bu ülkede gazetecilik gerçekten kamu hizmeti olarak görülüyor mu?

Cevap, pasaportun renginde saklıdır.