Anlatması zor... Çünkü Adana'nın sıcağı termometrede görünen rakamlardan ibaret değildir. O sıcağı ancak yaşayan bilir.

Güneş daha sabahın ilk saatlerinde kendini hissettirir. Öğle vakti asfaltın üzerinden yükselen sıcak hava, sanki nefes almayı bile zorlaştırır. Direksiyona dokunamaz, park halindeki aracın kapısını elinizle açamaz hale gelirsiniz. Ama yine de hayat durmaz. Adanalı işine gider, esnaf kepengini açar, çiftçi tarlasına çıkar, çocuklar parkta oynamanın bir yolunu bulur.

Yıllardır "Adana yanıyor" başlıklarını görüyoruz. Evet, hava sıcaklığı 40 derecenin üzerine çıkıyor. Ancak hissedilen sıcaklık çoğu zaman bunun çok daha üzerinde oluyor. Nem de işin içine girince, gölgede durmanın bile serinlik sağlamadığı günler yaşanıyor.

Buna rağmen Adanalılar sıcağa küsmez. Çünkü bu şehir sıcağıyla birlikte anılır. Portakal çiçeğinin kokusu da, kebabın ateşi de, buz gibi şalgamı da, gece geç saatlere kadar yaşayan sokakları da bu iklimin bir parçasıdır. Belki de Adana'yı diğer şehirlerden ayıran en önemli özellik budur; insanlar zorlu hava koşullarına rağmen yaşamaktan vazgeçmez.

Ancak kabul etmek gerekir ki son yıllarda sıcaklar eskisinden daha bunaltıcı hale geldi. İklim değişikliğinin etkileri artık günlük yaşamda daha net hissediliyor. Daha uzun süren sıcak hava dalgaları, artan nem ve azalan yeşil alanlar şehir yaşamını her geçen gün biraz daha zorlaştırıyor. Bu nedenle sadece sıcağa alışmak yetmiyor; gölgeyi artıran, yeşil alanları çoğaltan ve şehirleri iklime göre planlayan adımlara da ihtiyaç var.

Adana'nın sıcağı değişmez belki. Ama bu sıcağın insanlar üzerindeki etkisini azaltacak çözümler üretmek mümkün. Daha fazla ağaç, daha fazla park, daha serin yaşam alanları... Bunlar artık bir tercih değil, zorunluluk.

Adana'yı sevenler bilir; bu şehir sıcağıyla meşhurdur ama insanının sıcaklığı her zaman güneşten daha fazladır. Belki de bizi bu şehirde tutan şey tam olarak budur. Yaz güneşi kavurur, ama Adana'nın samimiyeti insanın içini serinletir.

Biz sıcağa alışmış olabiliriz. Ama yine de her yaz aynı cümleyi kurmaktan kendimizi alamıyoruz:

"Bu yaz geçen yazdan da sıcak..."