Yılın en heyecanlı, en kıpır kıpır dönemi geldi çattı. Sınıfları dolduran o tatlı telaş, haftalar öncesinden başlayan karne fısıltıları yerini upuzun, özgür ve alabildiğince renkli bir yaz tatiline bıraktı.

Sıralar boşaldı, okul çantaları odaların en ücra köşelerine kaldırıldı ve sokaklar yeniden o özlenen çocuk sesleriyle şenlendi. Türkiye'nin dört bir yanında düzenlenen karne şenliklerinde çocukların gözlerinde gördüğümüz o parıltı, aslında bize çok önemli bir şeyi fısıldıyor: Onlar sadece bir üst sınıfa geçmenin değil, çocuk olmanın ve özgürce koşup oynamanın sevincini kutluyorlar.

Şimdi önümüzde upuzun bir yaz var. Peki, bu dönemi hem dinlenerek hem de içsel olarak büyüyerek geçirmek için ebeveynler olarak bizlere düşen görevler neler? Her şeyden önce o beyaz kâğıt parçasına, yani karneye doğru anlamı yüklemekle işe başlamalıyız. Karne; bir çocuğun zekasının, karakterinin ya da geleceğinin değil; sadece geride kalan birkaç ayın akademik bir raporudur. Rakamlar ne olursa olsun, kapıdan içeri giren o minik kalbe sarılmak ve ona bu sayılardan çok daha değerli olduğunu hissettirmek, bu tatilin en büyük ödülüdür. Zayıf notların her zaman telafi edilebileceğini ama kırılan bir çocuk kalbini onarmanın çok daha zor olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.

Bir diğer önemli adım ise dijital ekranları biraz olsun kapatıp, gerçek hayatın sesini açmaktır. Kış boyunca ödevler, projeler ve ekranlar karşısında yorulan çocuklarımızı yaz tatilinde tabletlerin, telefonların veya bilgisayar oyunlarının esiri haline getirmeyelim. Onları doğayla, toprakla ve sokakla buluşturmalıyız. Bırakın dizleri biraz kanasın, üstleri başları çamur olsun. Ağaçtan meyve koparmanın heyecanını, mahalle arkadaşlığıyla paylaşılan bir dondurmanın tadını keşfetsinler. Çünkü gerçek yaratıcılık, çocukların biraz sıkılmasıyla ve doğayla baş başa kalmasıyla başlar.

Bu uzun tatili sayfalar dolusu test çözme dönemine dönüştürmek de yapılan en büyük hatalardan biridir. Elbette kitap okuma alışkanlığı sürdürülmeli ve zihin taze tutulmalıdır ancak bunu bir ceza gibi değil, eğlenceli olarak sunmak gerekir. Yaz aylarında çocuklarımızla birlikte anı biriktirmeye odaklanmalıyız. Birlikte kamp yapmak, bir müze gezmek, mutfağa girip un elemek veya sadece yaz gecelerinde gökyüzündeki yıldızları seyredip hayaller kurmak bağları güçlendirir. Çocuklar yıllar sonra geriye dönüp baktıklarında çözdükleri matematik sorularını değil, anne ve babalarıyla birlikte attıkları kahkahaları hatırlayacaklar.

Son olarak, yaz tatilini çocuklara hayatın pratik yönlerini öğretmek için harika bir fırsat olarak görmeliyiz. Evde kendi yatağını toplaması, bitkileri sulaması veya bakkala ekmek almaya gitmesi gibi küçük sorumluluklar, onların özgüvenini tazeleyecek ve ayakları yere basan bireyler olmalarını sağlayacaktır.

Ziller sustu, şimdi hayatı ve doğayı keşfetme zamanı. Tüm yavrularımıza; ekranlardan uzak, kitaplarla dost, sokaklarda özgürce koştukları, bol dondurmalı ve bol kahkahalı muhteşem bir yaz tatili diliyorum. Unutmayalım ki, bir çocuğun geleceğine bırakılacak en güzel karne, mutlu bir çocukluk anısıdır.