Yağmur artık sadece bir doğa olayı değil, doğrudan ekonomik risk haline geldi. Son günlerde etkili olan yağışlar özellikle Çukurova’da üretimi vuruyor. Tarlalar su altında kalıyor, ekili alanlar zarar görüyor, hasada hazırlanan ürünler kayba uğruyor. Bu tablo sadece bir sezonluk kayıp değil; zincirleme bir ekonomik sorunun başlangıcı.
Zaten maliyetlerin altında ezilen çiftçi için bu zarar çok daha ağır sonuçlar doğuruyor. Mazot pahalı, gübre pahalı, işçilik pahalı. Üretici çoğu zaman tarlasını krediyle ekiyor. Şimdi buna bir de kontrolsüz yağışın getirdiği kayıplar eklenince ortaya net bir tablo çıkıyor: gelir yok, borç var.
Böyle bir denklemde çiftçinin önünde iki seçenek kalıyor; ya ekim alanını daraltacak ya da tamamen üretimden çekilecek. İşte asıl tehlike burada başlıyor. Çünkü üretim azalırsa piyasada ürün azalır, ürün azalırsa fiyat artar. Bu da doğrudan tüketicinin cebine yansır.
Bugün tarlada yaşanan kayıp, yarın pazarda ve markette zam olarak karşımıza çıkar. Yani mesele sadece çiftçinin sorunu değil; herkesin mutfağını ilgilendiren bir ekonomik gerçek.
Üstelik sorun yalnızca yağmur değil. Plansızlık, yetersiz altyapı ve risk yönetimi eksikliği bu zararı büyütüyor. Drenaj sistemleri yetersiz, önlemler gecikiyor, sigorta mekanizması ise üreticiyi tam anlamıyla koruyamıyor.
Doğa değişiyor, şartlar zorlaşıyor. Ancak tarım aynı şekilde devam edemez. Çünkü çiftçi üretimden koparsa, bu sadece kırsalda değil, şehirde de hissedilir. Tarım zayıfladığında ekonomi de zayıflar.
Ve unutulmaması gereken gerçek şu:
Tarladaki kayıp, sofradaki eksilmeye dönüşür.