Bir bayram daha kapıda. Ama aslında bayram, arife günü başlar.

Sokaklar biraz daha kalabalık, çarşılar biraz daha hareketlidir. İnsanların yüzünde garip bir telaş… Ama bu telaş sadece alışverişin, hazırlığın telaşı değildir. İçten içe bir şeyleri tamamlama, bir şeyleri düzeltme, birilerine yetişme çabasıdır.

Arife günü, biraz vicdan günüdür.

Kabristanlar dolup taşar. Kimisi elinde bir demet çiçekle, kimisi sessiz bir dua ile gelir. Hayatta olanlarla konuşamadıklarını, toprağın altındakilere anlatır. Belki de en samimi konuşmalar, en sessiz olanlardır o gün.

Evlerde ayrı bir hareket vardır. Temizlik yapılır, bayramlıklar hazırlanır, mutfakta tatlı telaşı başlar. Ama o hazırlıkların içinde görünmeyen bir şey daha vardır: geçmiş bayramların hatırası.

Bir eksiklik hissi çöker bazen.

Eskiden kalabalık olan sofralar, artık biraz daha sessizdir. Bir sandalye hep boş kalır. İnsan en çok da arife günü anlar; büyümek biraz da eksilmektir.

Ama yine de umut vardır.

Çünkü bayram demek, yeniden başlamak demektir. Küslüklerin bitmesi, kapıların çalınması, “hakkını helal et” diyebilme cesaretidir. Arife günü de bunun provasıdır aslında.

Kendimize şu soruyu sormak için bir fırsat:

Kimi aramadık? Kimin gönlünü almadık? Kimi gereksiz yere kırdık?

Belki de en büyük bayramlık, bir gönül almaktır.

Bugün telefon rehberine bakıp uzun zamandır aramadığın birini aramak… Bir “nasılsın” demek… Bir “kusura bakma” diyebilmek… İşte asıl bayram hazırlığı budur.

Çünkü bayram sadece yeni kıyafet giymek değildir.

Bayram, eski kırgınlıkları çıkarmaktır üstümüzden.

Arife günü bize bunu hatırlatır:

Hayat kısa, kırgınlıklar gereksiz, sevgi ise ertelenmeyecek kadar değerli