Adana’da yürümek cesaret ister oldu. Kaldırımlar artık yayaların değil; masa, sandalye, motosiklet ve gelişi güzel park edilen araçların. Engelliler, yaşlılar, çocuk arabası süren anneler için şehir adım adım daralıyor. Oysa kaldırım bir lütuf değil, kamusal bir haktır. Bugün Adana’da asıl soru şu: Bu şehirde yürümek kime yasak, kaldırımlar kime serbest?
Adana’da kaldırımlar artık yayalara değil; masalara, sandalyelere, dubalara, motosikletlere, gelişi güzel park edilen araçlara ait. Engelliler, yaşlılar, çocuk arabalarıyla yürümeye çalışan anneler ve bastonuna yaslanan büyükler için şehirde yürümek neredeyse imkânsız.
Oysa kaldırım, kentin en temel kamusal alanıdır. Bugün Adana’da bu alan fiilen işgal altındadır.
Adana’da bir günlüğüne yaya olmayı deneyin.
Arabanızı evde bırakın, bir engelli rampasına yaklaşın, bir çocuk arabasıyla kaldırıma çıkın ya da bastonla yürüyün. Daha ilk 50 metrede şu soruyu sorarsınız: “Ben nereden gideceğim?”
Çünkü kaldırım yoktur.
Var gibi görünen şey ise bir engel parkurudur.
Bir bakarsınız kaldırımın ortasında masa-sandalye… Bir adım sonra motosiklet… Az ileride market kasası, duba, tabela… Ve sonunda “Buyurun yola inin” diyen bir mecburiyet.
Adana’da kaldırım, yayaya değil; işgale terk edilmiştir.
Engelliler için şehir kapalı
En ağır bedeli engelliler ödüyor. Tekerlekli sandalye kullanan bir yurttaş için Adana’nın birçok sokağı fiilen kapalı. Rampalar ya yok, ya yanlış yapılmış ya da önüne araç park edilmiş.
Görme engelliler için yapılan sarı kılavuz yollar ise çoğu zaman bir masanın, bir direğin ya da bir tezgâhın altında kayboluyor.
Bu bir ihmal değil; görmezden gelme hâlidir.
Yaşlılar ve anneler için yürümek risk
Bastonuyla yürüyen bir yaşlı için kaldırımdaki her engel düşme riski.
Bebek arabası süren bir anne için her işgal, “ya yola in ya geri dön” demek.
Bir şehir düşünün ki;
En savunmasız olanlar için bile güvenli değil
Yürümeyi değil, arabayı teşvik ediyor
Kamusal alanı güçlü olana bırakıyor
Bu şehirde sorun sadece kaldırım değil; şehir kültürüdür.
“Bir masa ne olacak?” meselesi değil
“Bir masa koymuş ne olacak?”
“İki sandalye çıkarmış ne var bunda?”
Var.
Çünkü o masa bir zincirin halkası. Herkes “biraz” işgal edince, sonunda yaya tamamen dışarı itiliyor.
Kaldırım kamunun alanıdır. Kimsenin keyfine, ticaretine, rahatına göre şekillenemez.
Denetim yoksa işgal olur
Adana’da sorun sadece esnaf değil. Sorun denetimsizliktir. Sorun görmezden gelmektir. Sorun “idare ederiz” anlayışıdır.
Bir masa bugün, beş masa yarın… Bugün motosiklet, yarın araç… Sonunda kaldırım sadece tabelada kalır.
Şehir yürüyebilenler içindir
Bir şehir, yaya dostuysa medenidir. Engellisi rahat ediyorsa adildir. Yaşlısı korkmadan yürüyorsa güvenlidir.
Adana’da ise bugün yürümek bir lüks hâline gelmiştir.
Bu kenti seviyorsak, bu kentin sokaklarını da savunmak zorundayız. Kaldırımlar lütuf değil, haktır.
Ve son soru hâlâ ortada duruyor:
Adana’nın kaldırımları kime ait?