Üniversite tercih sonuçları açıklandı. Günlerdir süren bekleyiş sona ererken binlerce evde aynı anda farklı duygular yaşanıyor.
Kimi hayalini kurduğu üniversitenin adını sonuç ekranında görmenin sevincini yaşarken, kimi beklemediği bir bölüme yerleşmenin şaşkınlığı içinde. Bir başka grup ise herhangi bir programa yerleşememenin hayal kırıklığını yaşıyor. Fakat sonuç ekranındaki birkaç satıra gereğinden fazla anlam yüklemeden önce belki de hepimizin düşünmesi gereken bir soru var: Bir üniversiteye yerleşmek gerçekten “kazanmak” anlamına geliyor mu?
Yıllardır gençlere üniversite sınavını hayatlarının en önemli dönüm noktalarından biri olarak anlatıyoruz. İyi bir üniversite kazanırsan geleceğinin kurtulacağı, istediğin bölüme giremezsen büyük bir fırsatı kaçıracağın düşüncesini daha lise sıralarından itibaren zihinlerine yerleştiriyoruz. Sonuçlar açıklandığında da insanları doğal olarak “kazananlar” ve “kazanamayanlar” diye ikiye ayırıyoruz. Oysa hayatın böylesine kesin çizgileri yok. Bugün istediği bölüme yerleşemeyen bir genç birkaç yıl sonra çok başarılı olabilirken, hayalindeki üniversiteyi kazanan bir başkası seçtiği bölümün kendisine hiç uygun olmadığını fark edebilir.
Asıl mesele bir üniversiteye girmekten çok, doğru bölüme girebilmek. Çünkü tercih döneminde hâlâ önemli bir hata yapıyoruz: Gençlere “Ne yapmak istiyorsun?” diye sormaktan çok “Puanın nereye yetiyor?” diye soruyoruz. Böyle olunca üniversite tercihi bir gelecek planından çıkıp sıralama doldurma işlemine dönüşüyor. Sırf puanı yetiyor diye hiç ilgilenmediği bir bölümü yazan, ailesi istediği için meslek seçen veya yalnızca iş bulma ihtimalini düşünerek hayallerini bir kenara bırakan gençlerin sayısı az değil.
Sonuçların açıklanmasıyla birlikte sosyal medyada da alışık olduğumuz görüntüler ortaya çıkıyor. Kazandığı üniversiteyi paylaşanlar, tebrik mesajları, başarı hikâyeleri… Bunların hepsi elbette güzel. Ancak bu görüntülerin diğer tarafında sonuç ekranını kimseyle paylaşmak istemeyen gençler de var. Arkadaşlarının hangi üniversitelere yerleştiğini gördükçe kendi sonucunu başarısızlık olarak değerlendirenler, ailesine karşı mahcup olduğunu düşünenler, bir yıllık emeğinin boşa gittiğine inananlar… İşte tam burada yetişkinlere büyük bir sorumluluk düşüyor. Bir gencin bütün değerini tek bir sınava ve tek bir tercih sonucuna indirgememek gerekiyor.
Üniversiteyi kazanan gençleri ise bambaşka bir gerçek bekliyor. Çünkü üniversite kapısından içeri girmek artık tek başına iyi bir geleceğin garantisi değil. Dört yıl boyunca yalnızca dersleri geçip diploma almakla yetinen bir öğrencinin mezuniyet sonrasında karşılaşacağı dünya, bundan yıllar öncesine göre çok daha rekabetçi. Yabancı dil, teknoloji kullanımı, iletişim becerisi, staj, deneyim ve kişinin kendi alanında ne üretebildiği giderek daha önemli hale geliyor. Üniversitenin adı kapıyı açabilir ama o kapının arkasında ne yapılacağını yine kişinin kendisi belirliyor.
Bir de meselenin ekonomik tarafı var. Başka şehirlerde üniversite kazanan öğrenciler için şimdi barınma, ulaşım ve günlük yaşam giderlerinin hesaplanacağı yeni bir dönem başlayacak. Bir öğrencinin tercih sonucuna sevinirken ailesinin birkaç dakika sonra “Peki bu şehirde nasıl geçinecek?” diye düşünmesi, bugün yükseköğretimin konuşulması gereken gerçeklerinden biri. Dolayısıyla üniversite tercihi artık yalnızca akademik değil, aynı zamanda ciddi bir ekonomik karar haline gelmiş durumda.
Bütün bunlara rağmen gençlere karamsar bir tablo çizmenin de anlamı yok. Üniversite hâlâ insanın yeni insanlarla tanıştığı, farklı düşüncelerle karşılaştığı, mesleğinin temelini öğrendiği ve belki de hayatının yönünü değiştirecek fırsatlar yakaladığı çok önemli bir dönem. Ancak üniversiteyi bir varış noktası değil, başlangıç olarak görmek gerekiyor. Asıl yarış şimdi başlıyor ve bu yarışın ölçüsü sınav puanı olmayacak.
Bugün istediği üniversiteye yerleşen gençler sevinsin, emeklerinin karşılığını kutlasın. İstediği sonucu alamayanlar da üzülebilir; bunu küçümsemek doğru olmaz. Ancak birkaç yıl sonra bugün ekranda görünen üniversite ve bölüm adından çok, o yılların nasıl değerlendirildiği önemli olacak.
Çünkü hayat bazen ilk tercihimize yerleşmez.
Bazen planlarımız değişir, yollarımız uzar, başka kapılar açılır. Önemli olan hangi üniversitenin kapısından içeri girdiğimiz kadar, oradan çıktığımızda nasıl bir insana dönüştüğümüzdür.
Sonuçlar açıklandı. Şimdi bazıları için kutlama, bazıları için yeniden düşünme zamanı. Ama hiç kimse için hikâyenin sonu değil.
Çünkü bir tercih sonucu geleceğin tamamını açıklamaz; sadece ilk sayfalarından birini yazar.