Altın Koza’da perde kararsa da Adana’nın sanata olan tutkusu hiç bitmiyor. Çünkü bu festival, yalnızca filmleri değil; bir kentin hafızasını, kültürünü ve kendine olan bağlılığını da geleceğe taşıyor.
Her yıl eylül ayının son günlerinde Adana’nın ritmi değişiyor. Sokaklarda festival konuşuluyor, sinema salonlarının önü kalabalıklaşıyor, kırmızı halının heyecanı şehrin dört bir yanına yayılıyor. Ama Altın Koza’yı yalnızca bir film festivali olarak görmek, bu kentin ruhunu eksik okumak olur.
33.Uluslararası Altın Koza Film Festivali’nin açılış gecesi, bu gerçeği bir kez daha ortaya koydu. Merkez Park Amfi Tiyatro’nu dolduran binlerce insan sadece sanatçı görmek, bir gösteriyi izlemek ya da güzel bir akşam geçirmek için orada değildi. O kalabalığın içinde çok daha derin bir duygu vardı: Adana’nın kendi kültürüne, sanatına ve hafızasına sahip çıkma iradesi.
Çünkü Altın Koza, yıllar içinde bir festival olmanın ötesine geçti. Bu şehir için bir gelenek, bir aidiyet ve kuşaklar arasında kurulan güçlü bir bağa dönüştü. Adana, sinemayı dışarıdan izleyen bir kent olmadı hiçbir zaman. Bu topraklar, hikâyelerini beyaz perdeye taşıyan sanatçılar yetiştirdi; filmlerle büyüdü, türkülerle, romanlarla ve sinemayla kendini anlattı.
Belki de bu yüzden Adanalının Altın Koza’ya gösterdiği ilgi her yıl biraz daha artıyor. Çünkü insanlar yalnızca film izlemeye gelmiyor. Kendi geçmişleriyle buluşmaya, çocukluk anılarını tazelemeye, bu kentin sanatla kurduğu güçlü bağı yeniden hissetmeye geliyor.
Açılış gecesinde verilen Orhan Kemal Emek Ödülleri de işte bu nedenle ayrı bir anlam taşıyor. Emek kavramının giderek değersizleştiği bir dönemde, sanata yıllarını veren isimlerin alkışlanması yalnızca bir vefa örneği değil; aynı zamanda kültürel hafızanın korunması anlamına geliyor.
Gecede konuşan usta oyuncu Menderes Samancılar’ın sözleri ise geceye damgasını vurdu:
“Film karanlıkta izlenir, hayat aydınlıkta devam eder. Biz aydınlık ülkenin çocuklarıyız ve aydınlığı hepimiz hak ettik.”
Bu cümleler, sinemanın yalnızca bir sanat dalı olmadığını da hatırlatıyor. Sinema bazen bir itiraz, bazen bir umut, bazen de ortak duyguların buluştuğu bir alan oluyor. İnsanlar aynı salonda gülüyor, aynı sahnede hüzünleniyor, aynı hikâyelerde kendinden bir parça buluyor.
İşte Altın Koza’nın yıllardır koruduğu değer tam da burada saklı.
Adana, bu festivale sahip çıkarken aslında kendi kimliğine sahip çıkıyor. Kendi sanatçısına, kendi hikâyesine, kendi sesine sahip çıkıyor. Çünkü şehirleri güçlü yapan yalnızca yolları, binaları ya da meydanları değildir. Şehirleri asıl güçlü kılan; hafızaları, kültürleri ve ortak değerleridir.
Altın Koza, 33 yıldır sadece filmleri değil, Adana’nın kültürel mirasını da geleceğe taşıyor. Ve her yıl bir kez daha gösteriyor ki; bir kentin gerçek zenginliği, sahip olduğu sanat birikimidir.
Perde kapanır, ışıklar söner, alkışlar diner…
Ama Adanalının sanata olan bağlılığı hep kalır.
Çünkü bu kent, Altın Koza’ya sahip çıkarken aslında kendine sahip çıkıyor.