Adana’da 11. Şehir Tiyatroları Festivali başladı. Türkiye’nin farklı şehirlerinden ve Kıbrıs’tan gelen tiyatro ekipleri, oyunlarını halka ücretsiz sunuyor. Salonlar sanatseverlerle buluşurken akıllara önemli bir soru geliyor: Tiyatro ve sinema, neden her geçen gün daha fazla insan için ulaşılması zor bir lüks hâline geliyor?
Adana’da sanatın kapıları bir kez daha açılıyor. 11. Şehir Tiyatroları Festivali kapsamında farklı şehirlerden ve Kıbrıs’tan gelen tiyatro ekipleri, oyunlarını Adanalılarla buluşturuyor. Üstelik bu oyunlar halka ücretsiz sunuluyor. Sanatın, sahnenin ve hikâyelerin insanlarla buluştuğu bu güzel organizasyon, kentimizin kültürel yaşamına önemli bir hareketlilik katıyor.
Ancak bu festivalin düşündürdüğü başka bir gerçek daha var. İnsanlar neden ücretsiz etkinliklere bu kadar yoğun ilgi gösteriyor? Bunun cevabı yalnızca tiyatro sevgisinde mi yatıyor, yoksa giderek ağırlaşan hayat şartlarının da bunda payı var mı?
Bugün birçok insan için ay sonunda faturaları ödemek, mutfak masraflarını karşılamak ve temel ihtiyaçlarını gidermek başlı başına bir mücadeleye dönüşmüş durumda. Böyle bir tabloda sinemaya gitmek, bir tiyatro oyunu izlemek ya da ailesiyle kültürel bir etkinliğe katılmak, bazı vatandaşlar için bütçede yeniden düşünülmesi gereken bir harcama hâline geliyor.
Eskiden insanın kendine ayırdığı küçük bir zaman dilimi olan sinema akşamı, bugün hesap kitap yapmayı gerektirebiliyor. Bir ailenin birkaç kişiyle sinemaya gitmesi; bilet, ulaşım ve yiyecek içecek masraflarıyla birlikte ciddi bir bütçe gerektirebiliyor. Tiyatroya gitmek isteyenler de benzer bir durumla karşılaşıyor. Hele ki çocuklarıyla birlikte kültürel etkinliklere katılmak isteyen aileler için bu maliyet daha da artabiliyor.
Sanat lüks değil, ihtiyaçtır.
İnsanın yalnızca karnını doyurması, faturalarını ödemesi ve günlük sorumluluklarını yerine getirmesi yetmez. İnsan aynı zamanda düşünmeye, hissetmeye, gülmeye, ağlamaya, başka hayatların hikâyelerine tanıklık etmeye ihtiyaç duyar. Tiyatro bunun için vardır. Sinema bunun için vardır. Sanat, insanın gündelik hayatın ağırlığından bir an olsun uzaklaşmasını, kendisiyle ve toplumla yeniden bağ kurmasını sağlar.
Peki, bütün bunlara erişim ekonomik koşullara bağlıysa ne olacak?
Bir çocuğun tiyatroyla tanışması, bir gencin sinemada farklı dünyaları keşfetmesi, emekli bir vatandaşın kültürel etkinliklere katılması yalnızca gelir düzeyi yüksek insanların sahip olabileceği imkânlara dönüşmemeli. Sanat, belirli bir kesimin ayrıcalığı değil, toplumun tamamının ortak değeri olmalı.
Adana’da düzenlenen Şehir Tiyatroları Festivali tam da bu noktada önemli bir örnek oluşturuyor. Ücretsiz oyunlar sayesinde belki de normal şartlarda tiyatroya gitme fırsatı bulamayan insanlar salonlara giriyor. İlk kez tiyatro izleyen çocuklar, uzun zamandır bir oyuna gitmek isteyen yetişkinler ve ailesiyle güzel bir akşam geçirmek isteyen vatandaşlar aynı salonda buluşuyor.
İşte sanatın asıl gücü de burada ortaya çıkıyor. Aynı hikâyeye birlikte gülmek, aynı sahnede duygulanmak, aynı duyguyu paylaşmak… Bütün bunlar yalnızca bir etkinliğe katılmak değil, ortak bir yaşam kültürünün parçası olmak anlamına geliyor.
Ücretsiz etkinlikler çözümün kendisi değil, önemli bir başlangıçtır.
Elbette festivallerin ücretsiz düzenlenmesi çok kıymetli. Belediyelerin, kültür kurumlarının ve sanat kuruluşlarının bu tür organizasyonlara daha fazla yer vermesi gerekiyor. Ancak asıl mesele, vatandaşın yılın belirli günlerinde değil, yıl boyunca tiyatroya ve sinemaya ulaşabilmesi.
Sanat etkinliklerinin sayısını artırmak kadar, bu etkinlikleri ekonomik açıdan erişilebilir kılmak da önemli. Öğrencilere, emeklilere ve dar gelirli ailelere yönelik indirimli bilet uygulamaları yaygınlaştırılabilir. Belediyeler ve kültür kurumları daha fazla ücretsiz gösterim düzenleyebilir. Sinema ve tiyatro salonları, farklı gelir gruplarının da kültürel yaşama katılabileceği seçenekler sunabilir.
Çünkü mesele yalnızca bilet fiyatlarından ibaret değil. Mesele, insanların hayatında sanata ne kadar yer kalabildiği.
Adana’nın sanatla, kültürle ve festivallerle anılması güzel. Bu kentte tiyatro salonlarının dolması, insanların sahne sanatlarına ilgi göstermesi umut verici. Fakat bu ilgiyi yalnızca ücretsiz etkinliklerde görebiliyorsak, bunun üzerine de düşünmemiz gerekiyor.
Vatandaşın sanata ilgisi var. İnsanlar tiyatroya gitmek, sinema izlemek, kendilerine zaman ayırmak istiyor. Ancak bazen istekleriyle imkânları aynı noktada buluşmuyor.
Belki de bu festivalin bize hatırlatması gereken en önemli şey şu: Salonların dolması sevindirici ama sanatın kapısında fiyatlar nedeniyle bekleyen kimse kalmaması daha da sevindirici olurdu.
Adana’da perdeler açılıyor, sahneler canlanıyor. Dileğimiz, bu perdelerin yalnızca festivallerde değil, yılın her günü herkes için açılabilmesi.
Çünkü sanat, yalnızca parası olanların izlediği bir gösteri değil; herkesin hayatına dokunması gereken ortak bir zenginliktir.
Ve unutmayalım: Bir toplumun kültürel zenginliği, yalnızca kaç tiyatro salonuna sahip olduğuyla değil, o salonların kapısından kaç kişinin içeri girebildiğiyle de ölçülür.