Kırgınlıkların, vedaların, sabrımı sınayan insanların ve yeniden ayağa kalkmayı öğrendiğim günlerin ardından yeni yaşıma giriyorum. Geride bıraktığım bir yıl bana herkesin hayatımda kalmayacağını, her mücadeleyi kazanmak zorunda olmadığımı ve yalnızlığın bir eksiklik değil, bazen insanın kendine duyduğu saygının en sessiz hâli olduğunu öğretti. Şimdi kendime daha güzel bir hayat, huzurlu günler ve yeniden başlama cesareti diliyorum.

Bazı yaşlar vardır, insan yalnızca bir yaş daha almaz; kendinden bir şeyler eksiltir, kendine bir şeyler ekler, bazı insanları geride bırakır ve en sonunda dönüp kendine bakmayı öğrenir. Benim için yeni bir yaş, biraz böyle bir yerde duruyor. Bir yanım geride bıraktığım bir yılın yorgunluğunu taşırken diğer yanım, önümde duran günlerin daha güzel olacağına inanmak istiyor. Çünkü öğrendim ki hayat, her zaman istediğimiz gibi ilerlemiyor ama bazen bizi hiç beklemediğimiz yerlerden yeniden ayağa kaldırıyor.

Pazar günü yeni yaşıma girerken geride bıraktığım bir yılı düşünüyorum. İçinde kırgınlıklarım var, sustuklarım var, kendimi anlatmaya çalışırken yorulduğum zamanlar var. Bazen insanın sabrı, yaşadığı olaylarla değil, karşısındaki insanların her şeyi bildiğini düşünmesiyle sınanıyor. Her konuda bir fikri olan, kendi doğrusunu tek doğru kabul eden, karşısındakini dinlemeden hüküm veren insanlarla karşılaştım. Oysa hayat, kimsenin bütün cevapları bildiği bir yer değil. Hepimizin öğreneceği, yanıldığı, eksik kaldığı şeyler var. Bunu kabul etmek insanı küçültmüyor; aksine büyütüyor. Ne yazık ki herkes, bilmediğini kabul edecek kadar cesur olamıyor.

Bu yıl bana bir şey daha öğretti: Herkesle aynı dili konuşmak, herkese kendini anlatabilmek zorunda değilsin. Bazen ne kadar açıklarsan açıkla, karşındaki seni anlamak istemiyorsa cümlelerin bir yere varmıyor. İşte o zaman insan, kendini anlatmaktan vazgeçip kendini korumayı öğreniyor. Her tartışmaya cevap vermemek, her haksızlığa aynı sertlikle karşılık vermemek, her yanlış anlaşılmayı düzeltmeye çalışmamak da bir duruş aslında. Eskiden belki daha çok üzülürdüm, daha fazla düşünürdüm, geceleri kafamda konuşmaları yeniden yaşardım. Şimdi ise bazı şeylerin benim huzurumdan daha değerli olmadığını anlamaya çalışıyorum.

Bir de gidenler var elbette… Hayatımda olacağını düşündüğüm, birlikte daha çok anı biriktireceğimize inandığım arkadaşlarım. Zamanla uzaklaştıklarım, yollarımızın ayrıldığı insanlar, içimde soru işaretleri bırakarak hayatımdan çıkanlar… İnsan, arkadaşlıkların da bir gün bitebileceğini biliyor belki ama yine de alışmak kolay olmuyor. Çünkü birini hayatına almak, onunla yalnızca güzel günleri paylaşmak değil; bazen zor zamanlarında da yanında olacağına inanmak demek. Bu yüzden bazı vedalar, yüksek sesle yaşanmasa bile insanın içinde uzun süre yankılanıyor.

Ama artık şunu biliyorum: Birilerinin hayatımdan gitmesi, benim eksildiğim anlamına gelmiyor. Her ayrılık benim hatam değil, her uzaklaşmanın sorumlusu ben değilim. Bazen insanlar değişiyor, bazen yollar ayrılıyor, bazen de hayat bize kiminle ne kadar yürüyebileceğimizi gösteriyor. Herkesi yanımda tutmak, her ilişkiyi kurtarmak, herkese kendimi sevdirmek zorunda değilim. Benim de yorulmaya, kırılmaya, vazgeçmeye ve yeniden başlamaya hakkım var.

Bütün bunların arasında kendim için yaptığım güzel şeyler de oldu. Yeni bir işe başladım. Hayatımın bazı parçalarını yavaş yavaş yerine oturtmaya başladım. Kendimi ifade etme biçimim değişti, insanlarla iletişimim güçlendi. Belki hâlâ yolun başındayım, belki çözmem gereken pek çok şey var ama artık kendime yalnızca eksik kalan taraflarımdan bakmıyorum. Başardıklarımı da görmeye çalışıyorum. Çünkü bazen insan, başkalarının beklentilerini karşılamaya uğraşırken kendi yolunda ne kadar ilerlediğini unutuyor.

Ben de bu yıl kendime yeniden bakmayı öğrendim. Her şeyin bir anda düzelmesini beklememeyi, küçük ilerlemelerin kıymetini bilmeyi, düştüğüm yerden kalkarken kendime kızmak yerine kendime el uzatmayı… Hayatımı bir günde düzene sokamam belki ama her gün bir şeyleri daha iyi hâle getirebilirim. Bazen büyük değişimler, dışarıdan kimsenin fark etmediği küçük kararlarla başlıyor. Bir sabah daha umutlu uyanmak, kendine daha iyi davranmak, artık seni yoran şeylere eskisi kadar tutunmamak… Bunların hepsi bir başlangıç.

Bir de yalnızlık meselesi var. Toplum olarak yalnız kalmayı sanki bir başarısızlık, bir eksiklik, hatta insanın kendisinde bir sorun olduğunun göstergesi gibi görüyoruz. Bir insanın çevresi kalabalıksa mutlu, yanında çok insan varsa güçlü, her davette ve her ortamda yer alıyorsa değerli olduğunu düşünüyoruz. Peki, insanın etrafındaki kalabalık gerçekten onun ne kadar sevildiğini gösterir mi? Herkesin yanında birileri varken kendini yalnız hisseden insanlar yok mu? Ya da tek başına oturup kendiyle huzurla vakit geçirebilen, kimseye kendini kanıtlamak zorunda hissetmeyen insanlar?

Bence insanın asıl gücü, herkesin onu onaylamasına ihtiyaç duymadan da kendi ayakları üzerinde durabilmesinde saklı. Yalnız kalmak bir eziklik değil. Kendi başına bir hayat kurabilmek, gerektiğinde kendi elinden tutabilmek, sırf boşluk hissetmemek için yanlış insanlara tutunmamak da bir asalet. Elbette insan sevmek, sevilmek, dostlarıyla gülmek, güzel anılar biriktirmek ister. Ben de isterim. Yalnızlığı yüceltmek ya da hayatı tek başına yaşamak zorundaymışız gibi davranmak değil mesele. Mesele, yalnız kalmamak uğruna kendinden vazgeçmemek.

Çünkü bazen insanın en dik durduğu yer, kimsenin olmadığı bir odada kendine verdiği sözdür. Kimse alkışlamaz, kimse görmez, kimse ne kadar mücadele ettiğini bilmez. Ama sen bilirsin. Hangi sabah içindeki bütün yorgunluğa rağmen yataktan kalktığını, hangi kırgınlığını belli etmeden işine gücüne devam ettiğini, hangi gece kendini toparlayıp ertesi güne yeniden umutla baktığını sen bilirsin. İşte insanın kendi hikâyesine duyduğu saygı biraz da burada başlıyor.

Yeni yaşıma girerken kendimden kusursuz olmayı beklemiyorum. Her zaman güçlü, her zaman haklı, her zaman ne yapacağını bilen biri olmak zorunda değilim. Bazen kararsız kalabilirim, bazen yanlış yapabilirim, bazen birilerinin sözüne kırılabilirim. Ama bütün bunların içinde kendimi kaybetmemeyi istiyorum. Kalbimin güzelliğini korurken sınırlarımı da korumayı, iyi niyetli olurken kendimi ihmal etmemeyi, insanlara değer verirken kendi değerimi unutmamayı diliyorum.

Yeni yaşımdan büyük mucizeler istemiyorum aslında. Emek verdiğim işlerde karşılığını bulmayı, huzurla uyandığım sabahların çoğalmasını, içime sinen insanlarla karşılaşmayı, dostluğun samimisini, sevginin yormayanını, başarının hak edilmişini istiyorum. Kendimi sürekli anlatmak zorunda kalmadığım, olduğum gibi kabul edildiğim, sözlerimin dinlendiği, emeğimin görüldüğü bir hayat diliyorum. Kalbimi yoran meselelerin yavaş yavaş geride kalmasını, bugün içinden çıkamadığım şeylere yarın daha sakin bakabilmeyi umuyorum.

Ve en çok da kendime güzel bir hayat diliyorum. Başkalarının ne düşündüğünden bağımsız, kendi kararlarımın arkasında durabildiğim, yanlış yaptığımda kendimi affedebildiğim, doğru bildiğim yolda yürürken kimseye kendimi ispatlamak zorunda hissetmediğim bir hayat…

Biliyorum, her şey bir anda düzelmeyecek. Belki yine kırılacağım, belki bazı insanları yanlış tanıyacağım, belki planlarım değişecek. Ama artık hayatın yalnızca kaybettiklerimizden ibaret olmadığını daha iyi anlıyorum. Bir kapı kapanırken başka bir yol açılabiliyor. İnsan bazen tam da yorulduğunu düşündüğü yerde kendine yeni bir başlangıç yapabiliyor.

Pazar günü yeni yaşıma girerken geçmişte kalanlara öfkeyle değil, öğrendiklerimle bakmak istiyorum. Beni üzen herkesi affetmek zorunda değilim ama onların yaşattıklarını ömrüm boyunca taşımak zorunda da değilim. Giden herkesin ardından dönüp bakmak zorunda değilim. Herkesin beni anlamasını beklemek zorunda değilim. Benim de kendi yolum, kendi doğrularım, kendi hayallerim var.

Yeni yaşımda kendime sözüm şu: Daha az kendimi açıklayacağım, daha çok kendimi anlayacağım. Daha az başkalarının davranışlarını sorgulayacağım, daha çok kendi huzuruma sahip çıkacağım. Gerektiğinde susacağım ama kendimden vazgeçmeyeceğim. Yalnız kalmaktan korktuğum için yanlış yerde durmayacağım. Ve ne olursa olsun, hayatın bana hâlâ güzel şeyler getirebileceğine inanmaktan vazgeçmeyeceğim.

Çünkü ben, geride bıraktığım bütün kırgınlıklara rağmen hâlâ güzel günlere inanıyorum. Hâlâ yeni başlangıçların mümkün olduğunu, insanın kendini yeniden kurabileceğini, zamanla her şeyin daha anlamlı bir yere oturabileceğini düşünüyorum.