Trafikte kırmızı ışık yanar yanmaz arkadan bir korna sesi yükseliyor. Daha yeşil yanmadan sabırsızlanan birileri mutlaka oluyor. Market kasasında üç kişi varsa birileri saate bakıyor, biri derin bir nefes alıyor, diğeri homurdanmaya başlıyor.
Sanki hepimizin içinde görünmez bir acele var.
Eskiden hayat daha yavaştı demek belki biraz nostalji gibi geliyor ama gerçek şu: İnsanlar beklemeyi bilirdi. Otobüs gecikir, insanlar bankta oturup sohbet ederdi. Çay söylenir, muhabbet koyulaşırdı. Kimse zamanla kavga etmezdi. Çünkü hayatın ritmi sakindi.
Bugün ise hız çağındayız.
Telefonlar hızlı, internet hızlı, haberler hızlı… Ama galiba biz de fazla hızlandık. Bir mesaj attığımızda cevap gelmezse huzursuz oluyoruz. Sosyal medyada bir olay olduğunda hemen hüküm veriyoruz. Birkaç dakika gecikmeye bile tahammülümüz kalmadı.
Oysa sabır, insanın en eski erdemlerinden biridir.
Toprağa bir tohum atarsınız, ertesi gün meyve vermez. Bir çocuk büyürken yıllar ister. Bir işin olgunlaşması zaman alır. Hayatın kendisi sabır üzerine kuruludur.
Ama biz sanki bu gerçeği unutmaya başladık.
Sabırsızlık insanı yoruyor. Trafikte sinirleniyoruz, sırada geriliyoruz, sosyal medyada öfkeleniyoruz. Günün sonunda ise farkında olmadan içimizde küçük küçük stresler biriktiriyoruz.
Belki de biraz durmak gerekiyor.
Bir ışıkta birkaç saniye daha beklemek…
Bir sırada birkaç dakika daha sabretmek…
Bir tartışmada hemen cevap vermek yerine düşünmek…
Belki hayatı daha güzel kılacak şey tam da bu: Biraz yavaşlamak.
Çünkü bazen acele ederek kazandığımız tek şey… sadece daha fazla yorgunluk oluyor.