Emekli aylığı 16 bin 880 lira.
Dul ve yetim aylığı 3 bin ila 10 bin lira arasında.
En yüksek engelli aylığı 7 bin 326 lira.
Asgari ücret 22 bin 104 lira.
Ama…
Açlık sınırı 27 bin, yoksulluk sınırı 91 bin lira!
Bu nasıl bir denge?
Hangi vicdan bu rakamları yan yana koyup da “geçinilebilir” diyebiliyor?
GEÇİM DEĞİL, DİRENİŞ MÜCADELESİ
Ülkenin dört bir yanında milyonlarca emekli, yıllarca alın teriyle kazandığı hakkının peşinde.
Kimi markette etiketlere sadece uzaktan bakıyor, kimi torununa harçlık verememenin utancını yaşıyor.
Bir kilo et, bir kasa meyve, bir kutu peynir artık lüks kalem olmuş.
Emekli, dul, yetim, engelli…
Herkes aynı çemberin içinde sıkışmış…
Geçim değil, direnme mücadelesi veriyor.
“YETİYOR” DİYENLERE SORMAK LAZIM
Soruyorum:
Açlık sınırının altında maaş alan bir emekli, kirayı mı ödesin, ilacını mı alsın, torununa mı baksın?
Hastaneye gitse katkı payı, elektriği açsa zam, markete girse etiket şoku!
Kuru ekmeğe muhtaç kalan emekliye “ekonomi büyüyor” denmesi hangi adaletin, hangi vicdanın ürünü?
VİCDAN, BİR TANE EKMEK KADAR KÜÇÜK OLMAMALI
Bu ülkenin insanı üretmiş, alın teri dökmüş, vergi ödemiş.
Emeklilik günlerini huzurla geçirmesi gerekirken, pazarda indirim kovalıyor.
Dul kadın, yetim çocuk, engelli birey aynı kuyrukta…
Hepsi hak ettikleri payı bekliyor.
Ama anlaşılan o ki;
“Vicdan”, bazı masalarda sadece hesap cetvelindeki rakamlar kadar küçük kalıyor.
ADALET EKONOMİK DEĞİL, İNSANİ BİR DEĞERDİR
Ekonomik tabloları düzeltmek kadar, vicdan terazisini dengeye getirmek de bir yönetim meselesidir.
Çünkü rakamlar açlığı, yokluğu, çaresizliği gizleyemez.
Emekli, dul, yetim, engelli…
Onların tek isteği lüks değil; insanca yaşamak.
Unutmayalım,
Bir toplumun gerçek refahı, en zayıfını nasıl yaşattığıyla ölçülür.