İnsan hayatının belli dönemlerinde her şeyi fazlasıyla ciddiye alıyor. Söylenen sözleri, eksik kalan ilgiyi, geciken cevapları, beklediği gibi gelişmeyen olayları... O an çok büyük görünen şeyler, zaman geçince aslında ruhu gereksiz yere yoran ayrıntılara dönüşüyor.

Bir zamanlar uykusunu kaçıran, zihnini meşgul eden, kalbini daraltan pek çok şeyin bugün ne kadar anlamsız göründüğünü fark ediyor insan.

Hayat herkese kendi iç yolculuğunu ayrı ayrı yaşatıyor. Her insan kendi tekâmülünü kendi zamanı içinde tamamlıyor. Bu yüzden bir şeyleri oldurmaya çalışırken fazla zorlamak, ruhta ve bedende sadece yorgunluk bırakıyor. Oysa bazı şeyler akışına bırakıldığında yerine oturuyor, zorlanmadığında anlam kazanıyor.

Eskiden kırıldığı şeylere bugün aynı yerden bakmamak da bir olgunluk hali. Çünkü insan anlıyor ki her söz kalbe alınacak kadar büyük değil, her davranış üzerinde durulacak kadar derin değil. Bazen üzülmek için harcanan enerji, aslında insanın kendi iç huzurundan eksiltiyor.

İnsan geçmişte neden bu kadar çok düşündüğüne, neden bazı insanlara bu kadar anlam yüklediğine dönüp şaşırabiliyor. Çünkü hayat ilerledikçe anlaşılıyor ki herkesin verdiği değer kadar yer kapladığı bir düzen var. Gereğinden fazla anlam yüklenen her şey, bir süre sonra insanın kendi iç dengesini bozuyor.

Olumsuzlukların içinde kaybolmamak, her şeyi kişisel algılamamak ve hayatın akışına güvenmek zamanla öğreniliyor. Çünkü bazı kapılar kapanıyorsa, bazı insanlar uzaklaşıyorsa, bazı bekleyişler sonuçsuz kalıyorsa; belki de olması gereken sadece budur.

Her gecikme bir kayıp değildir. Her suskunluk reddedilmek anlamına gelmez. Bazen hayat, insanı daha doğru bir yere hazırlarken bazı şeyleri bilerek eksik bırakır. O eksiklik hissi de çoğu zaman yeni bir farkındalığın başlangıcı olur.

İnsan kendi varlığındaki potansiyeli fark ettiğinde, dışarıdaki eksikliklerden daha az etkileniyor.

Ve belki de en büyük dönüşüm, her şeye rağmen kalbin sertleşmeden devam edebilmesi... Çünkü yaşanan her şey insana ya yük oluyor ya da bilgelik katıyor. Seçilen taraf ise tamamen insanın iç sesiyle ilgili.

Bazı şeyler gerçekten üzülmeye değmiyor. Çünkü hayat, takılı kalınan yerde değil; bırakabildiğin yerde yeni anlamlar açıyor ..